DİŞ HEKİMLİĞİ ÖĞRENCİLERİ

Diş hekimliği fakültesi öğrencilerinin durumu zannedildiği kadar parlak değildir
Diş hekimliği fakültesi öğrencilerinin durumu zannedildiği kadar parlak değildir

Diş hekimliği fakültesi öğrencileri okul dışında meslektaş ağbi ve ablalarının mesleki bilgi ve deneyimlerine kapalı olmalıdır.

Fakülte dışında görev yapan ve bilhassa ücret karşılığı diş tedavisi yapan kurumlarda çalışan diş hekimlerinin bilgi ve deneyimleri öğrenciyi bozar. Çünkü piyasada hekimlik yapanlar az veya çok bilimsellikten taviz veriyor olabilirler. Kendi kurdukları sistemdeki hatalarını gidermek üzere bazı kompansatör mekanizmaları işletiyor olabilirler. Ve bunları alışkanlık haline dönüştürmüş olabilirler. Daha kötüsü: meslekte doğru olan uygulamanın bu olduğunu zannetmeye başlamış olabilirler. Öğrencilerin böyle bir hekimi lider kabul etmesi, peşine takılması bu öğrenciyi mesleğinin en başında yanlış yörüngeye oturtacaktır. Daha çok pratiğe dönük, daha az bilimsel ve daha çok para kazanmaya yönelik bazı ip uçları, kısa tedavi yolları, ve mesleğin işporta mekanizmalarını öğrenebilirler. Hatta işporta pratik bilgiler yerine gereksiz teorik bilim yüklediklerini zannedip hocalarına karşı bilenirler, okuluna ve eğitim sistemine karşı güvensizleştirir, sorgulayıcı davranmaya başlar. Bunu istemeyiz.

Öğrencinin piyasa hekiminden öğrenikleri flaş, etkileyici, cazibeli görünebilir. Öğrenci, piyasa hekiminden öğrendiklerini hayatın sırrı gibi mucizevi ve bir çok kapıyı açabilecek sihirli bir anahtar gibi görebilir. Bu duygu ve düşünceler ile kendi okulunda öğrendiklerini gereksiz bir yük olarak görmeye başlayacaktır. Bir anlamda kendi  okuluna yabancılaştırılıp kışkırtılmış olurlar. İşte bunlar arzu edilen gelişmeler olamaz.

 Öğrenciler mezun oluncaya kadar sabırlı olmalı kendi hocalarının söylediklerini ve öğrettiklerini (yanlış veya gereksiz bile olsa) doğruymuş gibi kabul etmeli, sınav sorularına onların yanlışı ile yanıt verip mezun olmalıdır. mezun olduktan sonra okumaya başlamalı ve asıl mesleki eğitimin diplomayı aldıktan sonra başlayacağını içselleştirip duyumsamalıdır.

Bilhassa diş hekimliği oda ve kurumsal yapılarının gençlik kolları adı altında fakülteler bünyesinde oluşturdukları yapılanmalar öğrenciler için mesai kaybı olabilir. Öğrenciler, bu örgütlenmelerden, piyasa hekiminden uzak durduklarından daha fazla uzak durmalıdırlar.

Akademisyenler tarafından eski, gereksiz, örümcek bağlamış,ansiklopedik  bilgilerin derste nakarat edilmesi faydasızdır, hatta zararlıdır.
Akademisyenler tarafından eski, gereksiz, örümcek bağlamış,ansiklopedik bilgilerin derste nakarat edilmesi faydasızdır, hatta zararlıdır.

Şimdi olaya tersten bakalım:
Akademisyen bürokratik ve akademik yük sebebi ile okumaya vakit bulamaz. Bir ay içinde okudukları da zaten bir elin parmaklarını geçmez. Hep ayni ekolun ve sahip olmaya zorlandığı makamın gereği olan kaynakları okur, ingilizcesinin el verdiği kadar. Birilerine yaranmak zorundadır, birilerinin dümen suyunda gitmek, ona hoş görünmek, kendini ona ispat etmek durumundadır, kadrosunu düşünmeli, doçentliğini garanti etmelidir. gerekirse başkasının ayağına basmaktan çekinmez, kendi ayağına basılmasına karşı önlem almak zorundadır, akademik yaşantımız bunu gerektirir. Bu mayın tarlasında yol alırken kendisinin bile öğrenmeye fırsat bulamadığı şeyleri öğrenciye elbette öğretemez. Okuyamaz ki öğrensin? Kendi öğrenciliğinden kalan bilgi kırıntılarını sınıfta cephane olarak kullanır. Tek atımlık barutu vardır. Sınıfta onu harcar. Yıllar içinde nakarata girer. her sene ayni şeyi anlattığını kendisi de bilmektedir ama yapacak başka bir şeyi de yoktur. Kendisi de zayıftır ama makamı kuvvetli olduğu için herkes onu en fazlasını biliyor zanneder. O da bunu çaktırmaz. Zaman ilerledikçe kendi bile bir şeyler bildiğine inanmaya başlamış olabilir. Öğrencileri bomboş yetişirler. Mezun olan öğrenci diş hekimi olma sağ duyusundan yoksundur. İlaç tanıtımcıları, depocular, teknisyenler ve dr gogıl arasında gider gelir. Bir şeyler öğrenmeye çalışır. Bu koşullar altında öğrenci piyasada bu mesleği yapan ağbi ve ablalarına bizzat akademisyenlerin yetersizliği sebebi ile itilmiş olur.

Öğrenci kendi hocasının yanlışı ile mezun olmaktadır. Akademisyen yanlış biliyorsa, derste tutarsız konuşuyorsa, iki dersin hocası çelişiyorsa, öğrenci gördükleri ile okudukları arasında köprü kuramıyor ve tatminsizlik yaşıyorsa, kısa sürede bunu fark edip fakülte dışında arayışa başlamaktadır. Fakülteden uzaklaşan ve kaçan öğrencinin sorumlusu akademisyendir ! Tutarlı ve gerekli bilgiyi verseydi, öğrenci bilgiyi dışarda aramak zorunda kalmayacaktı. Çalışan pırıl pırıl nadir bazı akademisyenleri tenzih ederim.

Doğrusu şu olmalıydı.: Akademisyen koltuk, kadro kaygısı veya hasta sayısı değil yıl içinde yaptığı yayın sayısı ile makam almalıydı. Uluslar arası yayın yapmayan akademisyen 2 sene sonra makamından uzaklaştırılmalıydı. Profesör bile olsa. Akademisyenler örümcek bağlamış ansiklopedik bilgi değil pratiğe yönelik teori öğretmelidir. Derste öğretilen herşeyin klinik uzantısı bulunmalıdır. Eğer ders ile klinik arasında böyle bir pozitif ilişkilendirme yapılamıyorsa, o teorik bilgi dersten ve programdan çıkarılmalıdır. Böylece öğrenciler piyasadaki meslektaş ağbi ve ablalarından uzak durabilirlerdi. Mesleğini doğru yapan, ilaç firmalarının rüzgarıyla eğilmeyen, bir hekim nesli yetiştirmiş oluruz. Bu hekimler aptal hurafelere kapılmaz, abartılmış palavraları gerçek zannetmez. Dik durur. Yüce önder Atatürk “beni Türk hekimlerine emanet ediniz” derken böyle hekimleri kast etmiş olmalıdır.

Düşündüm yazdım. Sürç-i lisan ettiysem siz yenisini yazın.

 

 

DİŞ HEKİMLİĞİNDE KABARCIK PROBLEMİ

Kabarcığın kesiti
Kabarcıklar miğfer gibidir ve yukarı bakar

TEZ KONUSU ARAYANLARA TEKLİFİMDİR:
“Diş hekimliğinde kabarcık kontrolu”

Bu çok önemli bir konudur. Bu güne kadar hiç el atılmamıştır. Ve diş hekimliği uygulamalarının neredeyse yarıdan fazlasında başımıza beladır. Kabarcık, çözülmemiş bir problemdir. Bu konuda ısrarlı çalışan bir hekim sektörde önemli bir isim olur. Bunu görebiliyorum.

  • Otoklavda kabarcıktan kurtulmak
  • Kök kanalı dolgusunda kabarcıktan kurtulmak
  • Alçıda kabarcıktan kurtulmak
  • injektörde kabarcıktan kurtulmak
  • Diş üniti su deposunda kabarcıktan kurtulmak
  • Tükrükte kabarcıktan kurtulmak
  • Diş hekimliğinde kullanılan diğer akışkanlarda kabarcık kontrolu

Hava (az yoğun) kabarcıkların su (çok yoğun) içerisinde miğfer gibi olduğunu biliyor muydunuz? Üstelik bu miğferin karnı (çukuru) daima dünyanın merkezine bakarken, miğferin sırtı gökyüzüne bakar.

Kabarcıktan kurtulmak için en akılcı ve uygulanabilir yöntem kabarcık duvarını sonik titreşimlerle kırmak olsa gerekir. İki yüzlü kabarcıklarda ihtiyacımız olan sonik titreşim basıncıbu duvardaki iç ve dış basınç farkı kadardır.

 

HASTA REFAKATÇISI ve DOKTORUN RUH HALİ

Hasta refakatçısı ve hekimin ruh hali
Hasta refakatçısı genellikle ulvi, değerli, yüksek ve faydalı amaçlarla muayene odasına girmez.

Hasta refakatçılarının muayene odasına birikmeleri hem hasta hem hekim için duygusal bir sorundur. Bıraksanız ameliyathaneye de girip yakınının böbreğinin ameliyatını seyretmek ister. Bu teklife hayır diyecek hatsa refakatçısı azdır.

Bir hekim olarak hasta refakatçılarından hep rahatsız olmuşumdur. Eskiden dışarı çıkaramazdım ama artık sadece 1 refakatçı kabul ettiğimi diğelerinin dışarı çıkmasını söylüyorum. Bunu hastanın iyiliği için yapıyorum.

 

Şöyle tespitlerim var. Dile getirmek isterim

Hasta refakatçıları muayene odasına neden girmek ister?

  • Eksik kalmış çocukluğundan beri doyurulamamış doktorculuk oynama talebine kısmi bir doyum aramak
  • Gelecekte karşılaşacağı başka hekimlerin tavırlarını yorumlamak, eleştirmek ve dedikodulaştırabilmek için bizden malzeme toplamak, zihninde referans fotoğraflar çekmek
  • Bizde zayıf, eksik, arızalı, noksan, kusurlu bir şey görüp daha sonra gündeme getirebilirmiyim diyerek inceleme yapmak,
  • Zihnindeki doktor imajı ile bizi örtüştürmek. Gördüğü ile umduğu arasındaki örtüşmezlikleri gerek eleştirel gerekse tavsiye niteliğinde zihninde depolamak. Gerekirse şimdi veya sonraki kavgalı patlamalarda yakıt olarak kullanmak.
  • Muayene odasında gördüklerini daha sonra hastanın kendisine ballandıra dallandıra anlatmak.
  • “O’na kötü şeyler oluyor ama bana olmuyor” önermesine görsel destek ve delil toplamak. Böylece egosunu beslemek. “Bak o yakınım şu anda hasta ve canı yanıyor ama ben sağlıklıyım ve canım yanmıyor” düşüncesini geviş getirip kendi egosunu okşamak. (Siper sendromu)
  • Refakatçıların çok azı bir yardımım olur mu diye muayene odasına girer. Zaten genellikle yardımına ihtiyaç olmaz. Çünkü hiç bir sağlık hizmeti refakatçı katılımı ile verilmek üzere tasarlanmamıştır.

Peki ayni esnada doktor cephesinde neler olur, neler düşünülür, doktor ne düşünür?

  • Doktor eleştirel bakışlardan rahatsız olacaktır
  • Acele edip bu hastayı bir an önce başından atmak isteyecektir
  • Gözler üzerinde iken detaylı ve itinalı yaptığı işleri bile eksik ve kabaca yapacaktır
  • Hasta yakını ile mücadele etmektense çabuk bitirip göndermek isteyecektir.

Yani siz siz olun, yakınınız muayene olurken hasta muayene odasında kalabalık etmeyin !

 

HEKİMLERİN BEYAZ DIŞINDA ÖNLÜK GİYMESİ SAKINCALIDIR

HEKİMİN KIRMIZI ÖNLÜK GİYMESİ SAKINCALIDIR

Sarı kırmızı aralığı (~600-~800 nm arası) sıcak renklerdir. Klinikte bu renk objeler bulunursa insana heyecan korku panik telkin edebilir.  Mavi-sarı (<600 nm) arası renkler soğuk renklerdir. İnsanda huzur, sükunet, güven yaratır. Bu skalada görülen renklerden ortalama olarak 600 nm civarından sonrasını muayene odasında ve hatta klinikte kullanmak insan doğası üzerine yaptığı etki bakımından uygun olmayabilir. Örneğin kıpkırmızı önlük giymiş bir hekim veya turuncuya boyalı yüzeyler, kırmızı boyalı diş üniti hastaya kan hatırlatabilir, kanama çağrışımı yapabilir, panik ve dehşet duygularını tetikleyebilir. Mavi (446 ve 477 nm) ışığa bir süre maruz kalmak uykuyu derinleştirir, bilişsel fonksiyonları artırır, beyinde melatonin salgılanmasını değiştirir, mutluluk, uyanklık ve refah verir, fizyolojik sirkadyan (uyku/uyanıklık) ritmi regüle eder(Wahl S, 2019) 460 nm’nin 555 nm’ye kıyasla melatonini 2 kat daha fazla etkilediği doğrulanmıştır. (Lockley SW,203)

Görürebilen ışık spektrumu
Görürebilen ışık spektrumu 400-800 nm arasındadır. Maviden kırmızıya doğru değişir. ~600 nm’den sonrasını muayene odasında ve klinikte kullanmak hastayı paniğe, hekimi aceleciliğe meğilli yapabilir

Mavi boyanmış duvar, beyaz duvara kıyasla odanın parlaklığını azaltmış fakat ortamın çekiciliğini arttırmıştır. Mavi renk ile soğuk ışık kombinasyonunun, iş yerlerinde görsel algı ve insanların ruh halleri üzerinde daha olumlu bir etkisi olduğu görülmüştür. (Shahidi R,2021)

Öte yandan, yapılan deneylerde bireyler (n=33) kırmızı renkte bulunurken daha yüksek düzeyde gerginlik, öfke, depresyon, kaygı ve daha düşük düzeyde görsel rahatlık, çekicilik, parlaklık ve sakinlik deneyimlemişlerdir. (Shahidi R,2021)

Gri ve bej renkler umutsuzluk verir. Bu sebeple hapishaneler gri soluk bej renk boyanır.

Siyah renk ölüm, kasvet, umutsuzluk, huzursuzluk, bedbahtlık, korku ve olumsuz duygular verir. Özellikle siyah eldiven veya siyah maske giyen bir hekim hastasına uygun bir intiba oluşturamayabilir. Elindeki veya önlükteki kir pislik, kan, salya, veya lekeleri gizlemeye çalışıyormuş gibi bir intiba oluşturması da ayrıca akla gelecektir.

Hekim, saflığı ve temizliği temsil eden beyaz önlük giymelidir

ENDODONTİK MİKROSKOP YERİNE ALIN LUPU

alt text
alt text
Alın lupu ile kavite duvarı ve kanal ağızlarını başarılı bir şekilde görüntülemek mümkündür.
Bu gün endodontik mikroskop adı ile optik cihazlar satılmaktadır. Bunlar ile mikrometrik ölçekte görüntü elde etmek mümkün değildir. Bu cihazlar mikroskop değildir. Sadece kavite duvarı ve kanal ağzını büyüterek görüntüleyebilir. Basit bir alın lupu ile buna yakın bir görüntü elde etmek mümkün olabilir.

Mikroskop terimi mikro ve skop terimlerinin birleşmesi ile oluşur. Mikro, 10 üzeri -6 metre demektir. Mikroskop terimi 1 mikrometre, (yani milyonda bir metre) büyüklüğünde cisimleri görüntüleyen cihaz demektir. Eğer milyonda bir metreden daha büyük bir cisim hakkında konuşuyorsak “mikro” ön ekini kullanmak doğru değildir.
Mikrometreyi daha iyi canlandırmak için örnek vermek gerekirse: bir streptokok veya stafilokok hücresinin çapı 1 mikrometredir. Eğer mikroskop kelimesini kullanıyorsak kavitenin içinde bir bakteri hücresini görebiliyor olmak gerekir.

“Endodontik mikroskop” satıcılar tarafından kullanılan ve biz diş hekimlerinin hoşuna giden abartılı bir terimdir. İsteyerek kabul ettiğimiz bir terimdir.

Endodontik mikroskop terimini kullanmak satıcının işine geliyor, önemli bir şey sattığını düşündürüyor, böylece yüksek fiyat uygulamak için zemin hazırlamış oluyor. Öte yandan diş hekiminin de işine geliyor, hastasına önemli bir şey kullandığını söylüyor, prestij temin ediyor. Oluşan sükse kendiliğinden liraya dönüşüyor. Hatta ilerleyen dönemde bu kelimeyi sık tekrarlayarak önemli bir cihaz kullandığına gerçekten inanmaya başlıyor.

Fakat ortada mikroskop falan yok.
Endodontik mikroskop denen eklemli sabitlenebilen luplar vardır.

Kıral çıplak yani.
“Mikroskop” terimi yerine Endodontik mercek. Endodontik lup. Endodontik büyülteç. Endolup. vs… terimi kullanılmalıdır.

Lupların mikroskop olarak isimlendirilen büyülteçlere olan üstünlükleri şunlardır:

  • Çok ucuzdur,
  • İnterpupiller mesafe ayarı sorunu yoktur,
  • Dört tane muhtelif büyümelere sahip yedek mercek fiyata dahildir,
  • Her gözlüğün üstüne problemsiz takılıbiliir,
  • Buharlanma sorunu yoktur,
  • Görme alanı geniştiri
  • Üstüne siperlik takılabilen modelleri vardıri
  • Alındaki terin damlamasını engeller,
  • Takıp çıkarması çok pratiktir,
  • Merceklerin temizlenmesi çok kolaydır.

KENDİNİ MESLEKTAŞINA BEĞENDİRMEK

Kendini meslektaşına beğendirmek?

Bilimsel bir sektörde etkin ve yetkin olabilmek için hakemli dergi(ler)de yayın(lar) yapmak gerekir.  Makale yazarsınız, dergiye yollarsınız, en az 2 tane hakem adı verilen kimliğini bilmediğiniz meslektaşınız sizin makalenizi okur. beğenirse makaleniz basılır. Böylece siz sektörde manevi bir rütbe alırsınız. Sistem böyle çalışır.

Problem şudur:
1- hakem olan meslektaşınız yetkilendirilmiş cahil olabilir. Sizi gömebilir. Hatta bunu ister.
2- meslektaşlar birbirlerini eleştirmeye, beğenmemeye, red etmeye, kabul etmeyip sektörden uzaklaştırmaya meyillidir.
3- Neden siz bilime katkıda bulunmak için fikrinizi başkasına kabul ettirmek zorunda olasınız ?? <- bu çok önemli !
4- Dünya tepside öküzün boynuzunda duruyor zannedildiği tarihte siz “dünya yuvarlaktır” diye makale yazsaydınız hakemler kabul ederler miydi? iki meslektaşınız onaylamazsa siz yalan mı söylemiş olacaksınız?
5- Bu sistemde egemen yanlışlar doğru kabul edilmiş olmaktadır
6- Hakemlerin tekrarladıkları yanlışı kendilerine asla doğrultamazsınız.
7- En üsttekinin tepede durduğu ve en alttakilerin üzerinde yükseldiği bir piramit sistemin parçası oluverirsiniz. Çalışan, bilen, becerikli olan değil, tepede duranın hegemonyasına veya ipoteğine girersiniz.
8- Bu sistemde yükselince halinizden, durumunuzdan şikayet etmezsiniz. Çünkü artık siz de birilerinin sırtına basıyor olursunuz. Eğer piramit sistemi düzeltmeye kalkarsınız kendinizi düşürmüş olursunuz.
9- yeni fikirler gelişemiyor, yeni isimler yeni atılımlar ve bütün yenilikler eskilerin ipoteğinde kalıyor, gelişemiyor, ortaya çıkamıyorlar.

10- Eskiler dinazorlaşıyor,  kendini imparatorlaştırıyor, yolu kapatıyor, “en” oluyor, tek’leşiyor, sektörde Allah’tan rol çalmaya başlıyor.

BİLİMİN ÖNCEKİLERDEN BAĞIMSIZ YAYILABİLECEĞİ BİR ORTAM OLUŞTURULMALIDIR