Probiyotik

Dost bakteri yoktur. Çünkü onlar bir bakteridir. Halk anlasın diye bakterilerin bazılarını dost kabul etmek yanıltıcıdır ve sayısız hataya sebep olmaktadır. Probiyotik adı ile dost bakteri kapsülleri kullanmak geçici ve zayıf bir flora değişimine sebep olsa da, belirli bazı bakteriler floraya zorla sokulsa bile probiyotik kullanımı terk edildikten saatler veya aylar sonra flora eski haline geri dönecektir. Bu sebeple : “probiyotikler hiç bir hastalığı kalıcı olarak tedavi edemez”

İnsan vücudunda deri, bağırsak, ağız, kulak ve burun gibi her florada toplanan mikropların birer listesi yapılabilir. Genellikle hangi bakteri cinsinin hangi floraya yerleşeceği bellidir. Örneğin Pseudomonas aeruginosa ağıza sokamazsınız. Ağıza yanlışlıkla girerse tutunamaz ölür. Daha doğrusu mevcut flora üyesi yerli bakteriler onu öldürür oraya sokmaz. Klebsiella ozaenae isimli bakteriyi ağıza sokamazsınız ama buruna yerleşebilir. Onun kardeşi olan Klebsiella pneumoniae akciğere yerleşir ama safra kesesine yerleşemez. Salmonella typhi safra kesesine yerleşir ama beyine yerleşemez. Neisseria meningitis beyine yerleşir ama bağırsağa giremez.
Mikrobiyal floralarda yazılı olmayan kesin kurallar çalışır hangi bakterinin nerelerde yerleşebileceği aşağı yukarı bellidir. Bunu belirleyen floraların ekolojileridir. Ekolojik belirteçler (determinantlar) söz konusu floradaki bakteri listesini belirler. Borrelia burgdoferii fare beyninde çoğalır ama hastalık yapmaz. Fakat 1 tane Streptococcus penuomonia bakteri hücresi fare peritonuna girse hayvan hasta olur ve ölür. Porphyromonas asaccharolytica‘yı idrar yoluna sokamayız. Bacillus cereus ‘u tavşan testisine sokamayız. O bakteriler orada yaşamaz. Oradaki mevcut yerli bakteriler tarafından öldürülür veya ekoloji sebebi ile orada silinip giderler.

Şunu iyice anlamak gerekir: Biz istedik diye hiç bir bakteri bir floraya yerleşmez. Bu çok önemli bir kuraldır. Bu kuralı iyice aklımızda tutalım.

Hangi mikrobun hangi floraya yerleşebileceğini belirleyen mikrop konak ilişkisini anlatan video (Dr. Murat Aydın)

● Bakteri konak ilişkisi:
Aykırı bir bakteriyi ilgisini çekmeyen bir floraya zorla inoküle edersek ne olur? Mesela ağıza yerleşemeyen Yersinia pestis bakteri süspansiyonunu ağızın içerisine döktük veya bu bakteri ile gargara yaptırdık. Ağzın içinde yaşamaya zorladık. Bu durumda sırasıyla şunlar gerçekleşir: Önce Y. pestis bakterisi kendi etrafındaki ekolojik determinantlar (pH, sıcaklık, eH, ışık, oksijen satürasyonu, enzim aktivitesi, CO2 basıncı vs) gibi faktörleri yoklar. H2 ve fumarat gereksinimini karşılayıp karşılayamayacağı, adezin ve kapsül polisakkaritlerinin ağız mukozasına yapışık tutunmasını sağlayacak reseptörlerin bulunup bulunmadığı gibi çeşitli bakımdan etkileşip çevresini tanımaya çalışır. Eğer minimum koşulları sağlayamıyorsa bu bakteri floraya tutunamaz. Tutunamayan bakteri çoğalamaz. Çoğalamayan bakteri hastalık yapamaz. Eğer bu bakteri yutulmadı veya limf nodlarına emilmediyse veba basili olmasına rağmen hiç bir hastalık yapamadan saatler içerisinde ağızdan kaybolur gider. Eğer bu yol ile ağızdan kaybolmadıysa ağız florasının bakteriler tarafından derhal inhibe ve tahrip edilir.

Bakteri konak ilişkisi interaktiftir. Karşılıklı olarak kesintisiz olarak etkileşir. Bakteriler ortam biyokimyasını değiştirir. Konak biyosferi de sürekli olarak değişir. Böylece floradaki bakteri listesi dinamiktir ve küçük alternasyonlar ile benzer bakteriler arasında gezinir. Bazı bakteriler floraya eklenirken diğer bazıları kaybolur.

Ekolojisi uygun olan bir bakteri eskiden mevcut iken bir florada sonradan neden kaybolur ?
Eğer konak tarafında bir ekolojik shift (değişim-kayma) veya mikrop tarafında mutasyon meydana geldiyse o bakteri o floradan silinir. Bu bakteri bu floranın asli ve kadim üyesi olsa bile artık o florada bu bakteriyi bulamayız. Eğer eksilen bakteriyi biz dışarıdan inoküle etsek bile orada tutunamaz ve saatler sonra silinir gider. Çünkü o artık yabancılaşmıştır ve flora üyesinin bilinen kadrolu elemanı değildir. O halde kuralımız şöyle değişti:

Hangi sebeple olursa olsun biz istedik diye hiç bir bakteri hiç bir floraya yerleşmez.

● Probiyotik adı verilen dost zannedilen bakteri listesi:
Bifidobacterium longum, Bifidobacterium breve, Bifidobacterium infantis, Lactobacillus helveticus, Lacticaseibacillus rhamnosus, Lactobacillus plantarum, Lactobacillus casei, Bifidobacterium infantis, Enterococcus faecium, Lactobacillus reuteri, Lactobacillus rhamnosus, Lactobacillus salivarius, Propionibacterium freudenreichii, Saccharomyces boulardii, Escherichia coli Nissle 1917, Streptococcus thermophilus, Lactobacillus acidophilus, Lactobacillus plantarum, Lactobacillus paracasei, Lactobacillus delbrueckii, Blautia, Roseburia, Parabacteroides, Eggerthella Coprococcus, Erysipelotrichaceae, Ruminococcaceae (Kim YS,2023)

Probiyotik yutmak, bu bakterilerin hepsini veya bir kısmını zorla floraya inoküle etmek demektir. Bu bakteriler önceden bağırsak (veya herhangi bir) florada yoksa demekki bulunmaması gerektiği için bulunmuyordur. Bu kapsül ile bağırsağa yeni gelenler daha önceki aynı bakterilerin ortadan kaldırıldığı sebeplerle tekrar ortadan kaldırılacaktır, saatler sonra floranın bakteri profili eski haline geri dönecek, restore olacaktır. Çünkü floranın eskiden kadrolu üyesi olsa bile değişen ekoloji yeni gelenleri de ortadan kolayca ve derhal kaldıracaktır. Bu sebeple probiyotik herhangi bir şeyi kalıcı olarak tedavi etmeyecektir.

● Probiyotik ile neyi tedavi etmeye çalışıyorlar?
Stres, anksiyete, depresyon, Cilt hastalıkları, baş ağrıları, migren, ürogenital sistem, romatizmal hastalıklar, nörolojik hastalıklar (otizm, parkinson, multipl skleroz), demans, obesite, depresyon, kap damar hastalıkları, Crohn’s hastalığı, Çölyak hastalığı, kronik ishal, alerjik hastalıklar, karaciğer sirozu, ve bağışıklık sistemini güçlendirmek gibi her türlü iyileşmesini desteklediği öne sürülmektedir.

Probiyotik bakteri kapsüllerini sağlıklı insanlar kullanırsa sağlıkları bozulabilir. Hafif bir ishal vea kabızın kısa süren bir kabızlığın giderilmesinde veya bir kaç gün sürmüş hafif bir sindirim rahatsızlığında en çok 1 hafta kadar probiyotik kullanmak ve sonra terk etmek belki makul karşılanabilir.

● Kaos başlıyor:
Kafa karıştırıp bulanık bir ortam hazırlamak satışı kolaylaştırır. Yeni kavramlar üretildi. Probyotik kelimesindeki “o” harfini değiştirip yeni isimler türetildi. Prebiyotik terimi böyle ortaya çıktı. Aslında pro- ön eki ile pre- ön eki sinonim (eş anlamlı kelime) olup, birbirleri ile tamamen aynı şeyi ifade ederler Prebiyotik, dostları besleyen maddelere verilen isim, postbiyotik bağırsakta ortaya çıkan maddelere verilen isim olarak önümüze sürüldü. Psotbiyotik olarak halka satılan ürünlerin içerisinde de probiyotik bakterilerin bulunduğunu etiketinden anlamak mümkündür. Piyasadaki postbiyotikler ile prebiyotikler aynı içeriğe sahip olduğuna göre neden bu isimler ayrıldı diye mantıklı sorular sormaya gerek duymuyoruz. Çünkü cevap çok belli. Aslında farklı olan bir şey yok. Bulanık ortam yaratarak satışların artırılması için terminolojik bir kaos oluşturulmuş olmalıdır. Para, pirim, sükse, daha çok tıklanmak ve prestij elde etmek amacı ile sağlık çalışanlarının da bu pazara çekildiğini görmezden gelemeyiz. Bulanıklığı artırmak için yakında aynı kelimenin başka sinonimleri üretilip önümüze sürülebilir. Böylece daha çok satış yapılabilecek yeni pazarlar oluşturulabilir. Mesela protobiyotik, perbiyotik, parabiyotik, ortobiyotik, normobiyotik, halitobiyotik veya pribiyotik gibi anlamsız terimlere hazırlıklı olmak gerekir. Gelecekte böyle isimler duyarsak şaşırmamak gerekir.

Probiyotik senaryosunun bilim desteği nedir?
International Scientific Association for Probiotics and Prebiotics (ISAPP), isimli bir kurum vardır. Muhtemelen dünyadaki probiyotik savunucularının da üzerinde bir kurum olsa gerek. Prebiyotikleri şöyle tanımlar: Fruktan ((fructooligosaccharide (FOS) ve inulin) ile galaktan galactooligosaccharide (GOS)) isimli maddeler Lactobacillus ve/ya Bifidobacterium türü bakterilerin zenginleştirilmelerine yardımcı olur. Bu iki bakteriyi zengileştirme etkisine sahip olan FOS ve GOS maddelerine prebiyotik adı verilir. (Glenn R. 2017)
Yani bilim kaynaklarına göre probiyotiklere katkı sağlayan her madde prebiyotik adını almıyor sadece bu iki tane kimyasal maddeye prebiyotik ismi veriliyormuş.
Aynı kaynakta yazdığına göre FOS ve GOS maddeleri verince Faecalibacterium prausnitzii ve Anaerostipes bakterilerinin kontrolsuz olarak çoğalabildikleri görülmüş ve bağırsakta bütirat açığa çıktığı tespit edilmiştir. Butirat eğer bireye zarar verirse bu FOS ve GOS maddeleri prebiyotik adını almaz denilmiştir.
Şimdi bir dakika burada durunuz.!
Yani probiyotik uzmanları diyor ki ben bir madde tanımlıyorum, iyiyse bana kötüyse sana diyor. Yani iyi gelirse prebiyotiktir, kötü gelirse değildir diyor. Bu kaypak, tutarsız, uçuk, zayıf bilim içeren tuhaf bir yaklaşımdır. Yayınladıkları 14 sayfalık uzman-konsensus probiyotik raporunu değersizleştirir. Aslında böyle bir tutarsızlığı görünce belgenin bilimden uzak olduğunu anlayınca ben genellikle okumaya devam etmem. O raporun gerisini okumayıp bırakmam gerekirdi. Fakat tahammül ederek, probiyotiğin en üst otoriteleri tarafından kaleme alınan bu belgeyi okumaya devam ettim. Uzmanların konsensusunun devamında şu tanımı gördüm: eğer 3 gr’dan az alınıyorsa bu madde prebiyotik değildir diyor. Doza indeksli hayret verici bu yaklaşım etyolojik, mekanistik değildir, bilimsel değildir. Raporun diğer kısımlarına göz attım ancak bu makaleme alıntı yapılabilecek değerde bir şeyler göremedim.
Literatürü karıştırmaya devam edelim:
Prebiyotiklerin depresyon ve anksiyete üzerine hiç bir etkisi bulunmadığı görülmüştür. Probiyotiklerin ise depresyon üzerine (d = −.24, p < .01) ve anksiyete üzerine (d = −.10, p =.03) fevkalade zayıf etkisi vardır (Liu RT, 2019)
Literatürde probiyotikleri bilim esaslı doğrulayan makale ararken tam istediğim bilim makalesini bulduğuma sevinerek şunu okudum: Bağırsak lümeninde mukozanın hemen altında lamina propria’da yer alan dentritik hücrelerden bahsediyordu. Bu hücreler bakteriler ile ilk temas eden hücrelerdir. Heme oxygenase-1 (HO-1) enziminin Lactobacillus rhamnosus isimli bakteri tarafından mezenterik limf nodlarında uyarıldığını böylece GALT (gut associated lymphoid tissue) adı verilen savunma sisteminin harekete geçtiğini Bu sebeple L. rhamnosus bakterisinin olumlu etkisini öne sürüyordu. Bu bakteri Peyer plaklarında Foxp3 geni taşıyan CD4+ limfositlerinin sayılarını 9 gün boyunca 15.9±0.2×104 ten 213±4×104‘e artırıyormuş, fakat CD4+CD25+ limfosit popülasyonu artmıyormuş. Kontrol grubundaki L. salivarius bakterisinde bu olaylar gerçekleşmiyormuş.(Karimi K, 2012) Halbuki kontrol olarak kullanılan L. salivarius çok iyi bilinen ve pazarlanan bir probiyotik bakteridir. (Burton JP, 2006) (Klerk N, 2016) Burada yazdıklarımı anlayanlarınız anlamıştır, okuyucuya bu dar alanda immünoloji bilimi anlatamam fakat bu olayların değerli olmadığını söyleyeyim. Özgün de değildir. Örneğin bu etkiyi uyandıran sayısız kimyasal madde bulunabilir. Vardır da. Makaleyi incelediğimde gördüm ki: Makale kanadalı bir firma tarafından para verilerek desteklenmiş. Kehanete gerek yok. Söz konusu belgenin yazarı probiyotik satıcısıymış. Ayrıca bu çalışmada kontrol grubu bulunmamaktadır. İşte literatür böyle boş yayınlarla doludur. Literatürden 34 makale daha inceledim. Buraya tek-tek yansıtmayacağım. Bir kısmında kontrol grubu yok, bir kısmında randomizasyon yok, bir kısmı probiyotik satıcıları tarafından ücretli yazdırılmış, diğerleri masa başında yazılan retrospektif istatistik yayınlarıydı. Bu makaleme dahil etmeye değecek kadar değerli bilgiye rastlamadım.

Probiyotik bakterilerin etkisi ne kadar sürer?
Sağlıklı gönüllülere 2 Lactobacilli, 2 Bifidobacteria ve 1 Streptococcus’tan oluşan çok suşlu bir probiyotik verildiğinde, Bifidobacterium longum 15 günden daha uzun süre dayanırken, diğer suşlar alımın kesilmesinden sonra sadece 3-6 gün bağırsakta kalabilmiştir.. (Tremblay A, 2023) Bir başka çalışmada Lacticaseibacillus rhamnosus 10 gün kalmayı başarmıştır (Mahalak KK, 2022) En uzun kalabilen Bifidobacterium longum’dur en çok 6 ay kalabilmiştir (Gómez MMX, 2016)

Bir çalışmada erken doğan bebeklere Bifidobacterium breve, Lactobacillus rhamnosus (HA-111), Bifidobacterium bifidum, Bifidobacterium longum subsp. infantis, and Bifidobacterium longum subsp. longum (HA-135) isimli probiyotik bakteriler uygulanmış ve bebekler 5 ay takip edilmiştir. 5 ay sonunda sadece Bifidobakteriler bağırsakta kalabilmiştir. Bu kadar uzun kalabilmesinin sebebi bebeklerin anne sütü emiyor olmaları olabilir. (Yousuf EI,2020)

Bağırsak Th17 limfositler bakımından zengindir. İritabl kolon sendromumunun patogenezinde rol alan IL-6, TNF-α, IL-22 IL-23 salınnımını sağlamaktadır.
Probiyotik uygulması bağırsaklardaki bakteri florasını etkilemeyip dolaşımdaki ve bağırsaktaki Th17 limfositlerinin sitokin (IL-6, IL-10, tnf) üretimini azaltmış ve lipopolisakkaritlere verdiği cevabı sınırlamıştır. Böylece bağırsağın otoimmün hastalıklarında probiyotiklerin kullanılabileceğini düşündürür. Bu çalışmada probiyot kullanımı sonlandırıldıktan 4 hafta sonra hiç bir etkisi kalmamıştır (Singh A, 2018)

Probiyotik zarar verir mi?
Bakteri kapsülleri yutulduğunda sadece bağırsakta kaldığı zannediliyor. Oysaki durum böyle değildir. Bir miktar bakteri kana geçer. Bakteriyemi yapar. (Chen L, 2019) Ayrıca kontrolünü kaybederek çoğalan probiyotik bakterilerden sızan toksinler kana geçerek septisemi de yapabilmektedir. (Doron S, 2015) Probiyotiklerin zihin bulanıklığı yaptığı gösterilmiştir. (Rao SSC,2018)

● Sonuç:
Sayısız hasta, iyileşmek için veya mevcut sağlığını artırmak için veya daha iyi hissetmek için veya hasta olmamak için bu ürünlere avuç dolusu para ödemektedir. Hiç kimse kalıcı olarak iyileşmemektedir. Kısaca özetlemek gerekirse:
Probiyotikler kalıcı olarak hiç bir hastalığı tedavi etmedikleri sebebi ile sadece faydasız değil aynı zamanda bakteriyemi ve septisemi yapabildiği sebebi ile zararlı da olabilmektedir. Avrupa Komisyonu ürün ambalajlarında “probiyotik” sözcüğünün kullanılmasını yasaklamış olup gerekçesi bunların sağlığa söz konusu etkisi olduğunu gösteren hiçbir bilimsel kanıt olmaması ve tüketicileri yanıltmakta olduğudur.
Bu yazı halkı bilgilendirmek, beklentilerini azaltmak, umutlarından faydalanılmasına engel olmak amacı ile hazırlanmıştır.

Kaynaklar:
Kim YS, Choi SC. The Long and Winding Road to the Best Clinical Research and Personalized Therapy With Probiotics: Do Not Forget Host Physiology. J Neurogastroenterol Motil. 2023 Apr 30;29(2):129-131. doi: 10.5056/jnm23034.
Gómez MMX, Martínez I, Bottacini F, O’Callaghan A, Ventura M, van Sinderen D, Hillmann B, Vangay P, Knights D, Hutkins RW, Walter J. Stable Engraftment of Bifidobacterium longum AH1206 in the Human Gut Depends on Individualized Features of the Resident Microbiome. Cell Host Microbe. 2016 Oct 12;20(4):515-526. doi: 10.1016/j.chom.2016.09.001.
Yousuf EI, Carvalho M, Dizzell SE, Kim S, Gunn E, Twiss J, Giglia L, Stuart C, Hutton EK, Morrison KM, Stearns JC. Persistence of Suspected Probiotic Organisms in Preterm Infant Gut Microbiota Weeks After Probiotic Supplementation in the NICU. Front Microbiol. 2020 Sep 25;11:574137. doi: 10.3389/fmicb.2020.574137.
Suez J, Zmora N, Zilberman-Schapira G, Mor U, et al. Post- Antibiotic Gut Mucosal Microbiome Reconstitution Is Impaired by Probiotics and Improved by Autologous FMT. Cell. 2018 Sep 6;174(6):1406-1423.e16. doi: 10.1016/j.cell.2018.08.047. PMID: 30193113.
https://consensus.app/search/do-probiotics-persist-in-the-gut-after-consumption/Q6rec4chT6iysCJOs8OTLg/
Mahalak KK, Firrman J, Bobokalonov J, Narrowe AB, Bittinger K, Daniel S, Tanes C, Mattei LM, Zeng WB, Soares JW, Kobori M, Lemons JMS, Tomasula PM, Liu L. Persistence of the Probiotic Lacticaseibacillus rhamnosus Strain GG (LGG) in an In Vitro Model of the Gut Microbiome. Int J Mol Sci. 2022 Oct 26;23 (21):12973. doi: 10.3390/ijms232112973.
Rao SSC, Rehman A, Yu S, Andino NM. Brain fogginess, gas and bloating: A link between SIBO, probiotics and metabolic acidosis. Clin. Transl. Gastroenterol.2018, 9, 162.
Chen L, Li H, Li J, Chen Y, Yang Y. Lactobacillus rhamnosus GG treatment improves intestinal permeability and modulates microbiota dysbiosis in an experimental model of sepsis. Int. J. Mol. Med. 2019, 43, 1139–1148.
Doron S, Snydman DR. Risk and safety of probiotics. Clin. Infect. Dis. 2015, 60 (Suppl. 2), S129–S134.
Singh A, Sarangi AN, Goel A, Srivastava R, Bhargava R, Gaur P, Aggarwal A, Aggarwal R. Effect of administration of a probiotic preparation on gut microbiota and immune response in healthy women in India: an open-label, single-arm pilot study. BMC Gastroenterol. 2018 Jun 15;18(1):85. doi: 10.1186/s12876-018-0819-6.

Tremblay A, Auger J, Alyousif Z, et al. Total transit time and probiotic persistence in healthy adults: a pilot study. J Neurogastroenterol Motil 2023;29:218-228

Fareli Köyün Mavalcısı

Fareli köyün kavalcısı isimli masalda güzel bir melodi ile fareleri ve sonra çocukları hipnotize ederek peşine takıp sürükleyen bir kavalcı anlatılır. Kavalcıya sorgusuz sualsiz inanan, ayakta uyuyan, hipnotize olarak sürüklenen bir kitlenin tasviri yapılmaktadır. Tıpkı bu gün internete veya ekrana çıkıp güzel bir senaryo anlatarak halkı peşine takıp yanlış yere sürükleyen bazı sağlık mensupları gibi. Ben bunlara fareli köyün mavalcıları adını verdim. Tıpkı fareli köyün mavalcılarının peşine takılan kitle gibi.

            Goethe’nin eserinde bahsettiği masalın (The Pied Piper of Hamelin) detayları şöyledir:
            1284 yılında Almanya’nın Hamelin köyünü fareler basar. Halk rahatsız olur yiyecekleri tükenir ve hastalanırlar. Köye bir adam gelir ve bir kese altın karşılığında köyü farelerden kurtarabileceğini söyler. Muhtar kabul eder ve halktan altınları toplar.
Adam kavalı ile güzel bir melodi çalar ve fareleri peşine takarak köyden uzaklaştırır. Melodiyi duyan fareler hipnotize olmuş gibi dona kalırlar ve adamı takip etmeye başlarlar. Melodiden çok etkilenirler adeta donup kalırlar ve adama kesin itaat ile peşinden gitmeye başlarlar.
            Adam fareleri nehire döker. Bütün fareler ölür. Adam köye dönerek muhtardan parasını ister ancak muhtar parayı ödemek istemez.
            Bunun üzerine Adam köyden intikam almak için kavalı ile güzel bir melodi çalar. Bu defa köyün bütün çocukları bu melodi ile adeta büyülenirler ve hipnotize olmuş gibi kavalcının peşine takılırlar. Adam köyün çocuklarını alıp götürür. Hiç bir çocuk nereye gittiğine ayıkmaz, neden kavalcının dekiklerini uyguladığını bilmez, hiç birisi soru sormaz.

            Hikayenin bundan sonraki kısmında çeşitli rivayetler vardır. Kimisine göre çocuklar köye döner, adam altınlarını alır, kimisine göre dönmezler. Hikayenin buraya kadar olan kısmı bize yeterlidir.

            Bu OrtaÇağ hikayesinde cahil, kolay kandırılabilen, ne söylenirse hemen inanan, olayların mekanizmasını analiz edemeyen, yalana kolay kapılan, herkes ne derse ona hemen boyun eğen, kandırıldığını bile fark edemeyecek kadar uykuda olan bir kitleden bahsedilmektedir. Bu kitleye yabancı olmayabiliriz. Bu tasviri günümüze uyarlamakta hiç sıkıntı çekilmeyebilir.

            İlkönce fareli köyün mavacılarını inceleyelim:
            Bunlar zeki insanlardır. Kendilerinden bekleneni söylerler ama buna inanmayabilirler. 3 amaçları vardır: 1) bir şey satıyor olabilirler 2) bir şey satılsın istiyor olabilirler 3) tıklanmak prestij kazanmış olmak istiyorlardır. Nihayetinde çıkarlar zinciri ilaç firmalarına büyük ilaç kartellerine uzanır. Onların doymak bilmez iştahları ile D vitamini, probiyotik, prebiyotik, sülük, magnezyum, kollajen, hyalüronik asit ve daha sayısız ürünü sattılar ve satmaya devam ediyorlar. Ancak bunlar hop deyince satılmıyor. Halkı peşinden sürükleyecek en az 1 tane mavalcı lazımdır. Bir hekimi, eczacıyı, hemşire bulamazlarsa başından hastalık geçmiş birilerini internete, youtube, instagram veya tv ekranlarına çıkarıyorlar, bu mavalcı kavalını üflerken peşine takabildiği sayıda masum saf halkı sürüklüyor. Halktan hiç kimse bunlara sormuyor, iddiaların bilimdeki karşılığını aramıyor, öne sürülen iddiları mantık süzgecinden geçirmiyor, hipnotize olmuş gibi alkali diyet, kandida diyeti peşinde koşuyor, B vitamini yutunca hafızasının geri geleceğini zannediyor, vücüduna kan emen solucan (sülük) yapıştırıyor, diş macunu tüpündeki imalat boyasını toksik işareti zannediyor. Fareli köyün mavacısı peşindeki halkı flor’a düşman edip florsuz macun sattırıyor, hatta halkın bağırsağını beyin olduğuna inandırıyor, böylece probiyotik sattırıyor, kandidaların uykusuzluk ve el titremesi yaptığına inandırıyor. Satamadıkları bir şey olursa fareli köyün mavalcıları derhal yeni bir melodi başlatıyor. Bağırsağında disbiyoz bulunduğuna inandırıyor.           

Şimdi mavalcıların peşine sürüklenen halkı inceleyelim:
            Halkın içinde obsesif kompülsif kişilikler varsa bunlar sürüklenmenin öncüleri olur. Hemen arkasından hipokondriyaklar gelir. Bir sonraki sırada mükemmeliyetçileri görüyoruz. Bu grup insanlar her şeyinin en mükemmel olmasını hedef alır. Mesela santimetrekarede 1000 tane saç kılı olsa bile saçları dökülmesin diye saç çıkaran şampuan arar. Saçları en mükemmel olmalıdır. Veya Kalbi sağlam olsa bile ritm düzenleyen otlardan çaylar satın alır. Kalbi en mükemmel olmalıdır. İşte bunlar fareli köyün mavalcılarının en erken müritleri olur. Sonraki sırada ise başkaları yapıyor diye yapanlar yer alıyor. Teyzesinin kızının kanında ALT yüksek çıktığı sebebi ile kan verip ALT baktırmak için sabah 07:00 de kuyruğa girerler. Karpuz yeyince basurunun geçtiğini, gazoz içince kulağının kaşındığını, katı yağdan yerse burnu aktığını zanneden tayfa bu aşamada fareli köyün mavalcısının peşine takılır.  Onların hemen yanında gogıl tıklamayı araştırma yapmak zanneden bir başka cahil kitle vardır. Gogıl’da arattırınca karşısına çıkan ilk sitede yazanları kur’an ayeti gibi kabul edip ona iman edenler bu sırada yer alır. Halbuki çoğunlukla bu siteleri de ilaç kartelleri veya onların müritleri hazırlamış oluyor. kendisini araştırmacı ve çok zeki zanneder. Gogıl’dan 5 tane site okuyunca profesör olur ve öğretmeye çalışırlar. Bunlar da fareli köyün mavalcısının sadık takipcisi olur hemen. Aynı kuşak içerisinde fitoterapi, homeopati, aromaterapi, hidroterapi, diyafram nefesçileri, kupa çekenler ve diğer okus pokus kullanıcılarını görmek mümkündür. Çünkü onlar zaten sağlık konusunda bir savrulma yaşamaktadır. Onların fareli köyün kavalcılarının peşine takılması artık yeni bir savrulma sayılmaz. Sadece savruldukları yörünge değişmiş olur.
            Benim asıl üzüldüğüm doktor sınıfıdır. Bazı doktor ve hatta akademik seviyede diplomalı ve rütbeli ve saygın hekimlerin de fareli köyün mavalcısına takıldığına üzülerek tanık oluyoruz. Hatta bunlar fareli köyün mavalcısı oluyor zaman ile. Bu talihsiz durumun sebebi fakültelerimizdeki eğitim eksiğimizdir. Diş fırçalamasını öğrenmeden mezun olan diş hekimi, stetoskop ile göğüs dinlemeden mezun olan doktor, ilaçları tanımadan mezun olan eczacılar bu aşamada aklıma gelen sıradışı bazı örneklerdir. Hakkıyla eğitilip mezun olan meslektaşları tenzih ederek, eksik mezun olanların varlığını kabullenmek gerekir.

Rütbesi, eğitimi, kariyeri, ismi, saygınlığı, tanınmışlığı bir kenara bırakarak, rahmetli babamın deyimiyle söylemek gerekirse objeyi detaydan arındırarak iddiayı ve bize sunulan önermeyi dikkatli bir şekilde incelemeliyiz. Önce akıl süzgecinden geçirmeliyiz. Örneğin iyot (lugol) içince miyop düzelmeyeceğini orta zeka birey bile ayırt edebilir. Buna benzer basit aldatmacaları filtre etmeliyiz. Sonra bu iddiayı öne sürenin ne sattığına ve nasıl bir çıkarı olduğuna bakmalıyız. Bazen maddi çıkar yoktur, onun yerine tıklanmak ve prestij sağlamak isterler. İlgiyi üzerine çekmek, popüle rolmak, daha fazla beğeni ve tık almak peşinde olabilirler. Bir temenni hipotezi veya bir abartıyı bize sunmuş olabileceğini göz önünde bulundurmalıyız. Sonra söylenen hipotezi PubMed benzeri tıp kütüphanelerinden doğrulamalıyız. Kirli bilgi çöplüğü olan Gogıl’dan doğrulama gayretlerinden vaz geçmeliyiz. Sonra hiç bir çıkarı olmayan deneyimli meslek erbabına danışmalıyız. Ondan sonra söylenenlere inanmayı düşünebiliriz.

Kompozit dolgu faydalı mıdır?

Amalgam dolguya zehirlidir denildi, kompozit dolgular alternatifsiz olarak önümüze sürüldü. Peki bu maddeler sağlıklı mı? iyi mi? organizmaya zararsız mı? Beyaz diş dolgusu olarak kullanılan bu maddeler gerçekten insan sağlığı ile uyumlu mu?
Bu yazıda kompozit (beyaz) diş dolguların yapısında bulunan akrilikler, asitler ve bisfenolA(BPA) isimli maddelerin biyolojik davranışları anlatılmaktadır. Bu maddelerin taşıdığı özellikler şunlardır:

• Sitotoksik, genotoksiktir, ve serbest oksijen radikali oluşturur,(Jiang RD, 2017)(Hume, 1985)(Silva JM, 2014)(Atsumi, 1998) (Koliniotou-Koubia E, 2001)

• DNA hasarı yapar, teratojendir. Hamile deney hayvanlarında bebeğe geçtiği gösterilmiştir. Beyaz dolgunun gebelerden uzak tutulması uygun olur (Wessels M,2015) (Karlsson, 1995) (Schwengberg D, 2005) (Vandenberg LN, 2011) (Dekant W, 2008) (Savastano S, 2015)

• Acil değilse gebelere beyaz dolgu yapılması ertelenmelidir (Fleisch AF, 2010)

• Emziren anneden bebeğe geçer (Fenichel P, 2013)

• Bakteriler beyaz dolguyu yiyerek beslenir, mikroplar beyaz dolguyu sever ve beyaz dolgu mikropları besler. Mikroplar dolguyu yemesin diye dolgunun içine klorheksidin (Breschi, 2020), gümüş nanopartikülleri (Dressano, 2020) (Wang J, 2022) veya bakır nanopartikülleri (Hanzen TA, 2022) ilave edilmiştir, ama beyaz dolgunun kenarındaki açılmalar engellenememiştir.(Wang, 2018) (Wang J, 2022)

• Dişin sinirini (pulpa) tahriş ve nekroz oluşturur, iyileşmesini geciktirir. (Nowicka A, 2016) Bu sebeple beyaz dolgudan sonra dişte ağrı olabilmektedir.(Chandwani ND, 2014)

• Temas ettiği hücrenin intihar etmesine yol açar (Tuncer S, 2012)

• Beyaz dolgular, daima amalgam dolgudan daha kısa ömürlüdür. Genellikle beyaz dolgunun bozulma sebebi kenarından diş çürümesi başlamasıdır. (Wong YJ, 2016) (Moraschini V, 2015) . (Alhareky M, 2016)(Beck F,2015)

• Beyaz dolgunun östrojenik aktivitesi vardır (Chapin RE, 2008) Kanserin tetik mekanizmaları ile ilişkilendirilmektedir. (Yaguchi T, 2019)(Seo H, 2023)(Gomes JM, 2020)(Lee, 2017)

• Rahim kanseri (Mallozzi M,2017) , testis, tiroid kanseri (Moriyama K, 2002), prostat kanseri (Tarapore P, 2014) ile de ilişkili bulunmuştur (Gomes JM, 2020)

• Beyaz dolgudaki bazı maddeler ağız kanserleri (Almeida TFA, 2021) Akciğer kanserleri, osteosarkom ve meningioma da yapabilmektedir. (Shafei A, 2018)

• insülin direnci ve tip 2 diyabet gelişmesini sağlayabilir (Hwang S, 2018)(Fenichel P, 2018) (Radke EG, 2019)(Yeganeh BS, 2019)

• Obesite için yatkınlık sağlar (Legeay S, 2017)

• immünotoksiktir, bağışıklık sistemine zararlı etkileri vardır (Hessel EVS, 2016)

• Nöroendokrin sistemi bozabilir (Patisaul HB. 2019)

• Sperm hareket ve kalitesini de azaltmaktadır. (Li R,2019) Kısırlık sebebi olmaktadır (Tranfo G,2011) (Wang H, 2023)

•          Salya içinde kendiliğinden çözülür, kendiliğinden erir. Dayanıksızdır. Kenarındaki açılmaların sebebi budur (Delaviz Y, 2013) Kendiliğinden degrade olur, giderek dağılır, eksilir, açılır.

• Sertleşirken büzülür, kavite kenarında sızıntıya yol açan mikro boşluklar oluşturur. Bu sebeple dolgunun kenarından dolgu altına sızıntı yapar (Jin WJ, 2023)

•          Salyadaki nötrofiller kompozit dolguya yapışır ve onu tahrip eder. Bizim hücrelerimiz kendisini korumak amacı ile beyaz dolgu ile kavga halindedir (Gitalis R, 2019)

Buradaki bilgiler meslektaşlarıma fikir vermek içindir. Bunlar tedavi konsültasyon anlamına gelemz. Her türlü soru için hekimişniz ile görüşün

Dijital hekimlik

Şöyle yazılımların peşinde görüyorum yeni nesil meslektaşlarımı:
Soğuk ağrısı var mı? evet/hayır
Sıcak ağrısı var mı? evet/hayır
Gece ağrısı var mı evet/hayır
Perküsyonda ağrı var mı? evet/hayır
Çürük var mı? Evet /hayır
Teşhis= pulpitis prulenta / akut periodontit / akut apse / vs
İşte bu akış diyagramı, hekimlik sağ duyusunu bay pas eder. Metalik ve işporta hekimliğe geçiş yapar. Halbuki, hasta kapıdan girerken muayene başlar. Ve bu dijital analojiye dahil edilemeyecek parametrelere indekslidir. Dijital hekimlik doktorculuk oynamaktır

Hastanın ağrıyı tarif etmeyi dijitale çeviremezsiniz. Utanmayı, üzülmeyi, zannetmeyi, tahmin etmeyi dijitale çeviremezsiniz. Bunlar insani algılardır. Eğer bu algıları hastadan dijitalize etmesini isterseniz ve bu algıları evet/hayır/belki kalıplarına dönüştürmeyi veya 0-5 arası skalada işaretlemesini isterseniz hasta zihnindeki sadece iterasyon datalarını alır ve değerli olsa bile bazı bilgileri yansıtamaz. Bir algı ifadesinin şıklarla kategorize edilebilecek cevaplara zorlanması daima data kaybına sebep olur. Evet /hayır ile ifade edilemeyecek çok değerli klinik belirtiler vardır. Hastanın ağzından çıkan nice evet’ler vardır, hayır gibi söylenir.

Hasta kapıdan girdiği anda muayene başlar. Yürüyüşü dengesi, kararlı olup olmadığı, yakın-uzak koltuğa oturduğu kelime seçimi, konuşurken el hareketleri veya yüz mimikleri, ses tonu, şikayetlerini sıralarken tonlaması, anamnezde geç cevapladığı sorular, refakatçısından gelen ifadeler hekimde bir kanaat oluşturur. Bu kanaat teşhisin neredeyse yarısı kadar değerlidir. Makinelerin böyle bir yeteneği bulunmaz.

Sadece hastalığın epidemiyolojik ve sık rastlanan klinik verilerini bir data banktan karşılaştırma yaparak teşhis öneren bir yazılım doktorculuk oynamaktan ibarettir. Tıbbi mastürbasyon olarak değerlendirmek mümkündür. Böyle bir uygulamaya hastanın erişebildiği durumda hasta zarar görür. Kendisinde bulunmayan hastalıkları var gibi görmeye başlayarak hipokondriyak ataklar geliştirebilir. Sanal doktorculuk uygulamaları sınırlandırılmalı sadece profesyonellerin fikir danışabilecekleri ve olası tanı spektrumunu genişletmek amacı ile baş vurabilecekleri şekilde kullanılmalıdır

Çekilmiş dişleri dezenfekte etmek

Diş hekimliği eğitiminde kullanılan çekilmiş dişler ağızdan çıkar çıkmaz çamaşır suyuna bırakılmalı ve mümkün olduğu kadar uzun bekletilmelidir. Otoklav buharı foramen apikaleden girip pulpa odasını mikroplardan arındırması zordur. Ancak klor iyonlarının pasif difüzyon ile en azından kanal boyunca ilerlemesi çok mümkündür.

Çekilmiş dişleri fakülteler temin etmelidir. Öğrencilerden çekilmiş diş istemek onları köşeye sıkıştıran önemli bir eziyettir. Fakülteler çekilmiş dişi dezenfekte ettikten sonra öğrencilere teslim etmelidir. Bu konuda bir yorumu şurada bulabiliriz: tıklayınız

Ağız içerisinde spor bulunmaz. Bu sebeple çekilen dişi eğer yere düşürmediysek yeni çekilen bir dişin üzerinde spor yoktur. Fakat milyarlarca bakteri ve virüs bulunduğunu söylemek kehanet olmaz.

Sodyum hipoklorit (hipo), bakkal ve marketlerde “çamaşır suyu” ismi ile bilinir. %5-54 arası değişik konsantrasyonlarda bulunabilir. pH derecesi 12-14 arasındadır. Temas ettiği yüzeyde klor, perklorat, hidrokloröz asit, sodyum hidroksit gibi moleküllere ve iyonlara dönüşür. Bunların hepsi şiddetli mikrop öldürücüdür. Hiç bir bakteri mantar veya virüs hipo’nun öldürücü spektrumunun dışında değildir. Üstelik diğer dezenfektanlar ile karşılaştırıldığı zaman hipo’nun mikrop öldürme süresi açık ara öndedir. En dirençli ve en zor bakteri (tüberküloz basili, Bacillus sporları) veya en dirençli virüsler (hepatit virüsü veya rhabdovidirae) hipo’ya dakikalar ile ölçülebilecek kadar kısa bir süre dayanabilir. Eğer kumaşa ve metale zarar vermeseydi diş hekimliği kliniğinde hipodan başka bir dezenfektana ihtiyacımız olmayacaktı.

Çekilen dişin üzerindeki kanı lavaboda akar su altında yıkadıktan sonra bir çay bardağı içerisine konulmuş olan hipoya bırakmak uygun bir çözümdür. Hipo’nun sulandırılmasına gerek yoktur. Çekilmiş dişi hipoda bekletme süresi ne kadar uzun olursa girginliği ve etkinliği o kadar fazla olacaktır. Bu sebeple çekilmiş dişleri >1 gece hipoda bırakmanın sakıncası olmayacaktır.

Hipo’dan çıkarılan dişler su ile yıkanır ve kullanılır. Hipo’da bekleyen dişler daha beyaz ve normalden daha sert olurlar.

Maymun çiçeği virüsü (Monkey Pox) -diş hekimliği

Mikrobiyolojinin tozlu raflarından çıkıp karşımıza bir tehdit olarak dikilen maymun çiçeği hastalığı hakkında diş hekimlerinin donanımlı olması gerekir. Çünkü Monkey Pox virüs hastalığında en büyük risk altındaki branş, diş hekimliğidir. Diş hekimleri konuya ne kadar hakim olursa ve ne kadar fazla bilgi sahibi olursa kendisini ve hastasını o kadar etkin koruyabilir.

VİRÜSÜN ÖZELLİKLERİ
Maymun çiçeği virüsü (Monkey Pox Virus) (MPXV) isimli mikroorganizma, Orthopoxvirus genusuna aittir. Bu virüs ailesi içerisinde bulunan bir düzineden fazla virüs vardır ve çoğu kemiriciler için patojendir.
Maymun çiçeği virüsü ilk olarak Danimarka’da 1958’de kafes maymunlarında çiçek benzeri bir hastalık yapması ile tanımlanmıştır. İnsanda ilk vaka 1970 de Kongo’da 9 yaşında bir çocukta ortaya çıkmıştır. 1971 ve 78 de İngiltere Abd, Singapur dahil 2 salgın yapmıştır.
2017 Nijerya kaynaklı salgın İsrail’e sıçradığında elde edilen genetik yapı 1971 ve 1978 de elde edilen genetik yapıdan farklıdır. Yani mutasyon geçirmiş olabilir.
1 Ocak 2022 – 27 Şubat 2023 arasında 110 ülkeden toplam 86173 vaka, 100 ölüm bildirimiştir. Hastalanan vakaların çoğu 29-41 yaş aralığındaki erkeklerdir.
Daha sonra 1922 de bir başka lokal salgın (pandemi) kayıtlara geçmiştir. Bu virüsün kaynağı belli değildir fakat asıl rezervuarın Primatlar ve kemirgenler olduğu zannedilmektedir.
200-400 nm çift sarmal DNA virüstür. Tavşan, domuz, yer sincabı ve hamsetere burun ve ağızdan verildiğinde infekte etmez fakat böcek sürüngen, kuşlar ve memeli hayvanları infekte eder.

BULAŞMA
Bu virüsün bulaşması için üç yol vardır:
1- Solunumu yolu damlacıkları ile akciğerden
2- Vücut sıvılarına temas ile çıplak veya hasarlı deriden
3- Kontamine alet ve ortak ev eşyaları ile
Hastahanede (nasokomiyal) bulaşma ve cinsel yolla bulaşma rapor edilmiştir fakat doğrulanmamıştır. Özellikle erkek ile erkek cinsel ilişkisi ile bulaşan olgu bildirimleri sayıca fazladır.
İnsandan hayvana bulaşma rapor edilmemiştir.

DİŞ HEKİMLERİNE BULAŞMA TEHDİDİ
Solunum yolu ile havaya karışabildiğine göre bu virüsün aerosol ile bir hastadan diş hekimine bulaşması çok mümkündür. Diş hekimleri önemli bir risk altındadır. Tıp branşları içerisinde maymun çiçeği virüsüne karşı en kuvvetli risk diş hekimliği branşındadır. Diğer tıp branşlarında aerosol teması diş hekimlerinin potansiyel aerosol temasından daha azdır.
Vücut çıkartılarında maymun çiçeği virüsü bulunur. Yani salyada bu virüsün bulunabileceğini düşünebiliriz. Salyanın airotor ile oda havasına pulverize olması diş hekimleri , diş hekimi yardımcıları ve kliniğe daha sonra girecek olan hastalar için risktir.
Kovit pandemisi sırasında kullanılan maske ve oda havalandıran sistemler bu virüs için de kullanılmalıdır. Koronavirüsün büyüklüğü 40-60 nm dir. Bu çapta bir virüs partikülü maskenin porları arasından kolayca geçebiliyordu ve por çapı daha küçük olan N95 benzeri maskeler gerekli oluyordu. MPX virüsün çapı 200-400 nm dir yani büyük bir virüstür. N95 maske kullanmaya gerek kalmayabilir. Kumaştan üretilmiş burun maskelerine bu virüsün takılması ihtimali biraz daha yüksek olabilir. Yine de hiç bir maske %100 koruma sağlamaz.
Çift sarmal DNA virüslerine en etkili disinfektan Sodyum hipoklorit (hipo)dur. Muayene odası yer, duvar, tezgah ve zemin için sulandırmaya gerek olmadan veya çok az sulandırarak herhangi yüksek bir konsantrasyonda kullanılabilir. (2 litreye 1 su bardağı)
Kumaş ve metale hipoklorit kullanılmaz. Onun yerine dörtlü amonyum bileşikleri kullanılabilir. (1.25 litreye 2.5 ml Zefiran)
Ultraviyole, perkloröz asit, oksijenli su, yetersiz kalabileceği sebebi ile tavsiye edilmez.
Otoklav kesin ve en emniyetli virüsten kurtulma yöntemidir.
Bu virüsün direnci bilinmiyor ama bu virüsün genetik yakınlığı olan virüsler ph 4ün altında 10.5 üzerinde infeksiyon yapabilme özelliğini kaybeder alkol, klorofom, eter’e 18 saat; %1 fenole 15 dakika; %0.1 K2MnO4‘a 1 saat, 1/10000 dörtlü amonyum bileşiklerine 20 dakika dayanabilir, bütün prorteazlara ve %1 formaldehide çok dayanıksızdır.

Kovit-19 pandemisine diş hekimleri için alınması teklif edilen önlemler bu virüs için de aynen geçerlidir. Bu sebeple aşağıdaki videoda korona virüs önlemleri hatırlatılmıştır:

Kovit-19 hastalığından korunma önlemleri ile Maymun çiçeği hastalığından korunma önlemler benzeşir.

BAĞIŞIKLIK
Hastalığı geçirenlerde bağışıklığın süresi bilinmiyor. Fakat bu virüsün genetik yakınlığı olan virüs hastalıklarında (Uçuk, Su çiçeği, kalıcı bir bağışıklık oluşmaktadır. Muhtemelen maymun çiçeği hastalığını geçirenlerde de bağışıklık oluşuyor olabilir.

BELİRTİLER
Virüs vücuda girdikten sonra 4-21 gün kuluçka dönemi boyunca hiç bir belirti vermez. Bu süre içerisinde virüs lokorejyonel limf nodlarına yerleşir ve replike olur. Prodrom dönemde hasta, bulaştırıcılık gösterebilir.
Virüsün hangi organ ve dokulara tropizm gösterdiğini anlamak için antijen izlemesi yapıldığında virüs antijeninin yumurtalık, beyin, kalp, böbrek, karaciğer, pankreas ve akciğer dokusunda bulunduğu tespit edilmiştir. Ancak yumurtalık dokusundaki antijen yoğunlaşması daha fazladır. (Brown K,2016) Ayrıca sinir dokusuna nörotropizm gösterdiği tespit edilmiştir.(Sepehrinezhad A, 2023)
Bulaşmadan en geç 3 hafta sonra koltukaltı kasık, çene altı ve supraklaviküler bölgede limf nodu büyümesi, ateş, sırt ağrısı, kas ağrısı, şiddetli baş ağrısı, farenjit, uyuşukluk, iştahsızlık, burun akıntısı, solunum sıkıntısı, terleme ve halsizlik ortaya çıkar.
Hastanın yüzünden başlayıp bütün vücuduna yayılan vesikopüstülar su dolu keseciklerin belirmesi bu aşamada başlar ve döküntüler 10 günde tamamlanır. Bu aşamada hastalığın belirtileri su çiçeğine çok benzeşir.
Su çiçeği zona (Varicella Zoster) ve Aids (HIV) virüs ile birlikte (ko)infeksiyon yaptığı rapor edilmiştir.

(Fotograflar : Moreno DM, 2022)

KORUNMA
Dünya sağlık örgütü kendi sitesi üzerinde 3 tane Monkey Pox aşısından bahsetmekte fakat hiç bir bilgi vermemektedir. Muhtemelen özgün bir aşı henüz yeterli dozda üretilmemektedir.
Çiçek virüsü (small pox) ve maymun ççeği virüsü (MPX) birbiri ile genetik ve taksonomik bakımdan akrabadır ve yakındır. Yaptığı hastalıklar da benzeşir. Bu sebeple çiçek aşısı bu virüs (MPXV) e karşı çapraz koruma sağlamaktadır. (Brown K,2016) Yani çiçek aşısı olmuş bireyler maymun çiçeği hastalığına ya yakalanmazlar veya yakalansalar bile hafif atlatırlar.
Bu hastalık çiçek aşısı uygulamasına dünya üzerinde son verildikten sonra hortlamıştır. Bunun üzerine Amerika’da 2003 yılında CDC tarafından çiçek aşısı uygulaması yapılmıştır. Bu uygulama hastalığı engellemese bile çok hafif seyretmesini sağladığı görülmüştür.(Brown K,2016)
Çiçek aşısı, canlı sersemletilmiş (atenüe) virüs aşısı olduğu için rutinde uygulamadan kaldırılmıştır. Rutinden kaldırılmasının bir başka sebebi 1977 de Somali’deki son vakadan sonra çiçek hastalığının dünya üzerinde artık görülmüyor olmasıydı. Yani aşıya ihtiyaç kalmamıştı.

İlk üretilen Maymun çiçeği virüs aşılarının birinci ve ikinci kuşak olanlarının yan tesirleri vardır. Üçüncü kuşak Ankara aşısı daha güvenlidir.
Kendini çoğaltma (replikasyon) özelliği giderilmiş olan, yani çoğalamayan atenüe edilmiş Ankara virüsü dermal chorioallantois vaccinia strain Ankara (CVA) adı ile 1976’da Almanya’da tescil edilmiştir. Bu virüs ile hazırlanan üçüncü nesil modifiye edilmiş Ankara (MVA) aşısı MVAMUNE isimli aşı, FDA ve Avrupa Tıp Ajansı (EMA) tarafından yetişkinler için çiçek hastalığı ve maymun çiçeğinin önlenmesi için 1976’da lisanslanmıştır. Imvanex, Imvamune, Jynneos isimleri ile piyasaya çıkmıştır. 18 yaş ve üstü enfeksiyon riski yüksek olanlar için ve sağlıklı olan bireyler için çok uygundur. (Frey SE, 2007) (Petersen BW, 2015)(Petersen BW, 2018)(Rastogi A, 2024) Ankara suşu muhtemelen Refik Saydam Hıfzısıhha enstitüsünde üretilmiş olabilir. Bu gün bu aşı üretilmemektedir.

Covid 19 pandemisinde diş hekimlerinin aldığı tedbirler maymun çiçeği salgınında da uygulanmalıdır
Diş hekimi olarak koronavirüs için aldığımız tedbirlerin sohbet edildiği bir veb seminerinin videosudur.

TEŞHİS
Vücut salgısı sürüntüsünden veya kan örneğinden PCR çalışması ile teşhis yapılır

TEDAVİ
Tedavide elimizde aşı gibi güçlü silahlar yoktur. Tecovirimat, cidofovir ve Brincidofovir gibi antiviral ilaçlar kısmen fayda sağlayabilmektedir. Hastalığın kendiliğinden iyileşmesi beklenir. Bu süre içerisinde olası semptomlara (ateş, ağrı, uykusuzluk, kilo kaybı ve benzeri şikayetlere) palyatif yaklaşımlar uygulanır. Kesin iyileşme viryon dış proteinlerine özgün antikorların ve T limfosit serilerin kana dökülmesi ile gerçekleşir.

KAYNAKLAR
– Petersen B.W., Damon I.K., Pertowski C.A., et al. Clinical Guidance for Smallpox Vaccine Use in a Postevent Vaccination Program. Morb. Mortal. Wkly. Rep. Recomm. Rep. 2015;64:1–26.
– Petersen B.W., Kabamba J., Mccollum A.M., et al, Vaccinating against monkeypox in the Democratic Republic of the Congo. Antivir. Res. 2018;11:1–23.
– Frey SE, Newman FK, Kennedy JS, et al. Clinical and immunologic responses to multiple doses of IMVAMUNE (Modified Vaccinia Ankara) followed by Dryvax challenge. Vaccine 2007;25:8562–73.
– Brown K., Leggat P.A. Human monkeypox: Current state of knowledge and implications for the future. Trop. Med. Infect. Dis. 2016;1:8. doi: 10.3390/tropicalmed1010008.
– Sepehrinezhad A, Ashayeri Ahmadabad R, Sahab-Negah S. Monkeypox virus from neurological complications to neuroinvasive properties: current status and future perspectives. J Neurol. 2023 Jan;270(1):101-108. doi: 10.1007/s00415-022-11339-w. Epub 2022 Aug 21. PMID: 35989372; PMCID: PMC9393054.
– Rastogi A, Kumar M. Current Status of Vaccine Development for Monkeypox Virus. Adv Exp Med Biol. 2024;1451:289-300. doi: 10.1007/978-3-031-57165-7_18. PMID: 38801585.


Asit+Bond mu? Yoksa self etch mi?

Asit, mineye sürüldükten sonra yıkanıp kurulanır sonra mineye bond (sıvı kompozit) sürülür kurulanır, ışınlanır ve resin esaslı adeziv kompozit dolgu materyali yerleştirilip ışınlanır. Ancak asitin mineden açığa çıkardığı kalsiyum iyonlarını yakalayıp monomerin yapısına dahil eden nanohibrit tabakalar oluşturmayı hedefleyen kendinden bondlu asitler, aynı şişede satılır ve tek defada asit ve bond birlikte uygulanır. Asit ve bondu aynı anda uyguladığımız self etch yöntemi ne derece iyidir? Buna bakacağız

Resin esaslı kompozit dolgu maddesi Bis-GMA, UGDMA, TEGDMA  veya EGDMA dan meydana gelir. Piyasamızdaki bondların yapısı her markaya göre küçük değişiklikler göstermekle birlikte esas olarak methacrylate, fosforize edilmiş pentacrylate, aldehit gibi toksik ve kanserojen ethylene glikol, EGDMA, DEGDMA ve 10-MDP türevlerinden oluşur ve pH derecesi 1-3 arasındadır kuvvetli bir asittir. (Cadenaro M, 2023) (Tuncer S, 2012) Asit ise genellikle %37 lik fosforik asittir.

Self etch ile karşılaştırıldığında asit ve kompozitin ayrı-ayrı uygulanması durumunda dayanıklılık daha güven verici bulunmuştur. 4 tane çekilmiş üst birinci küçük azının 2 tanesi %37 fosforik asit, diğer ikisi self etch ile asitlenip Transbond XT markalı ortodontik kompozit ile braketler yapıştırılmış, suda bekletilmiş iyon bombardımanı ile kompozit materyalin yüzeyi aşındırılmıştır. Sonuç olarak self etch ile elde edilen mekanik dayanıklılığın daha az olduğu ama yine de kabul edilebilir derecede mekanik direnç gösterebildiği görülmüştür. Etch asit ile doğrudan yapılan asitlemede dişin adeziv-mine birleşiminde self etch yöntemine kıyasla daha düzenli yapılar oluşturduğu görülmüştür. (Vilchis RJ, 2007)

Solda %37 fosforik asit, sağda self etch (asit bond aynı şişede) kullanıldığında mine -adeziv ilişkisi elektron mikroskopunda x100000 görülmektedir. (Vilchis RJ, 2007)

Sertleşmenin mekanizması burada anlatılmıştır. https://www.drmurataydin.com/kompozit-dolgu-nasil-sertlesir/
SCA kompomer adeziv ve Optibond kompozit firmasının önerileri uygulanarak mine ve dentin üzerine uygulanmış ve elektron mikroskopta tutunma izlenmiştir. Optibond’un nanohibrit bir tabaka oluşturduğu tutunmanın arzu edildiği şekilde gerçekleştiği anlaşılmıştır. (Krejci I, 1999)

Yukardaki fotograflar adeziv 1 (Optibond), aşağıdakiler adeziv 2 (SCA compomer)’e aittir. Sol taraftaki fotoğraflar mineye sağdakiler ise dentine yapışma yüzeylerini göstermektedir (Krejci I, 1999)

Bu çalışmalardan da anlaşılmaktadır ki, asit ve bondu ayrı uygulamak ile elde edilen kompozit yapı, self etch ile elde edilen yapıdan biraz daha avantajlı olarak görünmektedir

Kaynaklar:
            Krejci I, Schüpbach P, Balmelli F, Lutz F. The ultrastructure of a compomer adhesive interface in enamel and dentin, and its marginal adaptation under dentinal fluid as compared to that of a composite. Dent Mater. 1999 Sep;15(5):349-58. doi: 10.1016/s0109-5641(99)00056-1. PMID: 10863432.
            Vilchis RJ, Hotta Y, Yamamoto K. Examination of enamel-adhesive interface with focused ion beam and scanning electron microscopy. Am J Orthod Dentofacial Orthop. 2007 May;131(5):646-50. doi: 10.1016/j.ajodo.2006.11.017. PMID: 17482085.
            Cadenaro M, Josic U, Maravić T, Mazzitelli C, Marchesi G, Mancuso E, Breschi L, Mazzoni A. Progress in Dental Adhesive Materials. J Dent Res. 2023 Mar;102(3):254-262. doi: 10.1177/00220345221145673. Epub 2023 Jan 24. PMID: 36694473.
            Tuncer S, Demirci M, Schweikl H, Erguven M, Bilir A, Kara Tuncer A. Inhibition of cell survival, viability and proliferation by dentin adhesives after direct and indirect exposure in vitro. Clin Oral Investig. 2012 Dec;16(6):1635-46. doi: 10.1007/s00784-011-0669-x. Epub 2012 Jan 6. PMID: 22222515.
https://blog.drmurataydin.com/dolgu-sertlesmesi.html