Sarı kırmızı aralığı (~600-~800 nm arası) sıcak renklerdir. Klinikte bu renk objeler bulunursa insana heyecan korku panik telkin edebilir. Mavi-sarı (<600 nm) arası renkler soğuk renklerdir. İnsanda huzur, sükunet, güven yaratır. Bu skalada görülen renklerden ortalama olarak 600 nm civarından sonrasını muayene odasında ve hatta klinikte kullanmak insan doğası üzerine yaptığı etki bakımından uygun olmayabilir. Örneğin kıpkırmızı önlük giymiş bir hekim veya turuncuya boyalı yüzeyler, kırmızı boyalı diş üniti hastaya kan hatırlatabilir, kanama çağrışımı yapabilir, panik ve dehşet duygularını tetikleyebilir. Mavi (446 ve 477 nm) ışığa bir süre maruz kalmak uykuyu derinleştirir, bilişsel fonksiyonları artırır, beyinde melatonin salgılanmasını değiştirir, mutluluk, uyanklık ve refah verir, fizyolojik sirkadyan (uyku/uyanıklık) ritmi regüle eder(Wahl S, 2019) 460 nm’nin 555 nm’ye kıyasla melatonini 2 kat daha fazla etkilediği doğrulanmıştır. (Lockley SW,203)
Görürebilen ışık spektrumu 400-800 nm arasındadır. Maviden kırmızıya doğru değişir. ~600 nm’den sonrasını muayene odasında ve klinikte kullanmak hastayı paniğe, hekimi aceleciliğe meğilli yapabilir
Mavi boyanmış duvar, beyaz duvara kıyasla odanın parlaklığını azaltmış fakat ortamın çekiciliğini arttırmıştır. Mavi renk ile soğuk ışık kombinasyonunun, iş yerlerinde görsel algı ve insanların ruh halleri üzerinde daha olumlu bir etkisi olduğu görülmüştür. (Shahidi R,2021)
Öte yandan, yapılan deneylerde bireyler (n=33) kırmızı renkte bulunurken daha yüksek düzeyde gerginlik, öfke, depresyon, kaygı ve daha düşük düzeyde görsel rahatlık, çekicilik, parlaklık ve sakinlik deneyimlemişlerdir. (Shahidi R,2021)
Gri ve bej renkler umutsuzluk verir. Bu sebeple hapishaneler gri soluk bej renk boyanır.
Siyah renk ölüm, kasvet, umutsuzluk, huzursuzluk, bedbahtlık, korku ve olumsuz duygular verir. Özellikle siyah eldiven veya siyah maske giyen bir hekim hastasına uygun bir intiba oluşturamayabilir. Elindeki veya önlükteki kir pislik, kan, salya, veya lekeleri gizlemeye çalışıyormuş gibi bir intiba oluşturması da ayrıca akla gelecektir.
Hekim, saflığı ve temizliği temsil eden beyaz önlük giymelidir
Alın lupu ile kavite duvarı ve kanal ağızlarını başarılı bir şekilde görüntülemek mümkündür.
Bu gün endodontik mikroskop adı ile optik cihazlar satılmaktadır. Bunlar ile mikrometrik ölçekte görüntü elde etmek mümkün değildir. Bu cihazlar mikroskop değildir. Sadece kavite duvarı ve kanal ağzını büyüterek görüntüleyebilir. Basit bir alın lupu ile buna yakın bir görüntü elde etmek mümkün olabilir.
Mikroskop terimi mikro ve skop terimlerinin birleşmesi ile oluşur. Mikro, 10 üzeri -6 metre demektir. Mikroskop terimi 1 mikrometre, (yani milyonda bir metre) büyüklüğünde cisimleri görüntüleyen cihaz demektir. Eğer milyonda bir metreden daha büyük bir cisim hakkında konuşuyorsak “mikro” ön ekini kullanmak doğru değildir. Mikrometreyi daha iyi canlandırmak için örnek vermek gerekirse: bir streptokok veya stafilokok hücresinin çapı 1 mikrometredir. Eğer mikroskop kelimesini kullanıyorsak kavitenin içinde bir bakteri hücresini görebiliyor olmak gerekir.
“Endodontik mikroskop” satıcılar tarafından kullanılan ve biz diş hekimlerinin hoşuna giden abartılı bir terimdir. İsteyerek kabul ettiğimiz bir terimdir.
Endodontik mikroskop terimini kullanmak satıcının işine geliyor, önemli bir şey sattığını düşündürüyor, böylece yüksek fiyat uygulamak için zemin hazırlamış oluyor. Öte yandan diş hekiminin de işine geliyor, hastasına önemli bir şey kullandığını söylüyor, prestij temin ediyor. Oluşan sükse kendiliğinden liraya dönüşüyor. Hatta ilerleyen dönemde bu kelimeyi sık tekrarlayarak önemli bir cihaz kullandığına gerçekten inanmaya başlıyor.
Fakat ortada mikroskop falan yok. Endodontik mikroskop denen eklemli sabitlenebilen luplar vardır.
Kıral çıplak yani. “Mikroskop” terimi yerine Endodontik mercek. Endodontik lup. Endodontik büyülteç. Endolup. vs… terimi kullanılmalıdır.
Lupların mikroskop olarak isimlendirilen büyülteçlere olan üstünlükleri şunlardır:
Çok ucuzdur,
İnterpupiller mesafe ayarı sorunu yoktur,
Dört tane muhtelif büyümelere sahip yedek mercek fiyata dahildir,
Çalışmayan tembel öğrenciyi, hak etmediği halde iyi çocuk deriz sınıf geçiririz. Büyüyünce polis olur, bu ne biçim polis deriz. Sesi güzel olmayan şarkıcıyı alkışlarız, meşhur ederiz, sonra bu ne biçim sanatçı deriz. Örneğin Ajdar gibi. Okumayı sevmeyen, hurafe saplantıları olan, doktoru üniversiteye alırız, profesör olunca bu ne biçim profesör deriz. Gösteri yapmak için sahneye çıkan kabiliyetsizi alkışlarız. Turnuvalara kaldığı zaman bu adam nasıl bu aşamaya geldi deriz. Aptal bir konu üzerine tez yazan doktoru ayıp olmasın diye destekleriz. Çocuk hastalıkları profesörü olduğu zaman bu nasıl profesör oldu deriz. Yoksul numarası yapan dilenciye para veriririz sonra bu dilenciler ne kadar çoğaldı deriz. Çok başarılı olamayacağı açıkça belli olan isime oy veririz, milletvekili yaparız, sonra meclistekiler orada olmayı hak etmiyor deriz.
———
Ulusal bir merhamet damarımız var. Merhamet ederek kendi kanserimizi yaratıyor sonra çözüm bulamıyoruz.
Hak etmeyen öğrenciyi sınıf geçirmeyelim
Hak etmeyeni alkışlamayalım
Hak etmeyeni akademisyen yapmayalım
Hak etmeyene oy vermeyelim
Yoksul olduğuna emin değilsek yardım etmeyelim
Bu kurallar gaddarlık değil seçiciliktir.
Halkımızın nasıl diş fırçalayacağını öğrenecek hiçbir kaynağı yoktur. Eğer diş macunu kutularının içerisine diş fırçalamasını öğreten küçük bir resimli prospektüs konulsaydı, halkımızın ağız sağlığı daha iyi durumda olacaktı. Klozet kapağı bile prospektüs ile satılırken diş macunları prospektüssüz satılmaktadır.
Bu gün diş macununun özellikleri yeterince duyurulmamaktadır. Çoğu birbirinin aynısı olan sayısız macun satılmaktadır.
Bazı diş macunlarının içerisinde kum tanesi gibi aşındırıcılar vardır. (Diş macununu çiğnediğinizde çıtırdama sesi duyulur). Böyle diş macunları, minesi ince olan dişlere zarar verir, kamaşmalar ortaya çıkmasına sebep olur. Hassas dişleri olan bir insanın böyle macunları kullanması durumunda aşınmalar kaçınılmazdır. Aşınmaların tedavisi pahalıdır ve her yıl diş tedavisi için çok büyük paralar harcanmaktadır. İnsanların dişini beyazlatsın diye satın aldığı diş macunu, kamaşmaya sebep olabilmektedir, fakat kutunun üzerinde hiçbir uyarı yoktur. Üstelik bu diş macununun üzerinde “hassas dişler için” olduğu yazmaktadır. Prospektüs hazırlanmalı ve içerisine uyarı yazılmalıdır.
Bazı diş macunlarının içerisinde ağır metaller (stronsiyum) veya potasyum nitrat vardır. Her diş macunu eser miktarda bile olsa yutulmaktadır, fakat kutu üzerinde hiçbir uyarı yoktur. Bu özellik prospektüse yazılmalıdır, insanlar uyarılmalıdır.
Çinko sitrat içeren diş macunları ağız kokusunu kısmen engellediği halde prospektüsünde bu güzel özelliği yazılmamıştır. Ağız kokusunu engelleyen macunlar sanki halktan gizlenmiş gibidir. Bu özellikler kullanıcılara prospektüs içerisinde duyurulmalıdır.
NELER YAPTIM: Üzerime vazife olmadığı halde ülkemizde diş macunu üreten 3 firmaya (Colgate, Unilever ve P&G) defalarca mektup ve eposta ile müracaat ettim. Kolgeyt hariç geri dönen olmadı. Kolgeyt ise prospektüs koymadı. 19.12.2012 ‘de Sağlık Bakanlığına (Sn Recep Akdağ), 20.5.2013 ve 4. 2.2013 te Sağlık bakanlığına (Sn Mehmet Müezzinoğlu) 9.6.2012 tarihinde diş hekimleri birliğine mektup yazarak durumu anlattım. Daha eski mektuplarım da var. Zamanın başbakanı Sn Ahmet Davudoğlu’na 4.1.2016 tarihinde bir mektup yazdım. Olumsuz cevap alınca zamanın cumhur başkanı 29.1.2016’da Sn Erdoğan’a 54674231-622.02-4432 sayılı başvuru mektubu yazdım. Yıllardır bu işin peşindeyim fakat sesimi duyuramıyorum. Diş macununa prospektüs koyduramadım.
En yetkili makamlara diş macunu kutularına küçük resimli bir prospektüs konulması gerektiğini anlattım. Halkın diş fırçalamayı öğrenecek kaynağı bulunmadığını yazdım. Bu prospektüs halkın yegane bilgilenme kaynağı olacaktır. Toplumun ağız sağlığına olumlu etkileri olacaktır diye açıklama yazdım. 29.2.2016 da talebimin ilgili birimlere aktarıldığını yazan halkla ilişkiler mektubu aldım. Ama değişen bir şey olmadı.
İnşallah gelecekte sesimi duyan bir sağlık bakanı diş macunlarına prospektüs koyacaktır.
Bir şişe suyunu açtıktan saatler sonra içerisinde akvaryumdakine benzer mikroplar çoğalır. Şişe suyunu açar açmaz bitirmek gerekir. Damacana suları ertesi gün sağlıklı kalmayabilir.
Akvaryumun camının
Bakteri kolonilerinin tüpün içinde sümüksü kütleler oluşturduğu görülmektedir.
iç yüzeyine hiç parmağınızı sürdünüz mü? Sümük gibi yapışkan bir biyofilm tabakası vardır. Bu sümük tabaka, suda yaşayan ve camın iç yüzeyine yapışan bakterilerin ürettiği adezin benzeri proteinlerdir.
Nereden geldi bu bakteriler oraya?
Havadan, ve suya temas eden her türlü cisimden gelir. Eğer hiç bir şey temas etmiyor olsa bile ekolojisi uygun olan bakteriler oraya mutlaka toplanacaktır. Bunlara akuatik mikroorganizmalar adı verilir. Legionella, Pseudomonas, koliformlar, mantar ve yosunlar. Ne gariptir ki bir biyolojik ortama en uygun bakteri er veya geç oraya ulaşmaktadır. Yani sızdırmaz bir şekilde kapatılsa bile en uygun bakteri mutlaka ekolojisinin uygun olduğu ortama girmektedir.
Şişe suları plastik şişelerde satılır. Büyük damacana suları ise çok daha geniş hacimde içme suyu depolar. Kapağı açıldığı saniyeden itibaren saatler içerisinde mutlaka akuatik bakteriler tarafından istila edilmektedir. Bilhassa sıcak yaz günleri bu bakterilerin sayıları saatler içinde 2-4-8-16-32… katına çıkmaktadır. sağlığımızı olumsuz etkilemektedir.
İçilecek kadar su satın alınmalıdır. İçilecek kadar suyun kapağı açılmalıdır. Beklemiş su içilmemelidir.
Endotoksin molekülü sadece Gram negatif olan bakteriler tarafından üretilir
Demin bir makale okuyordum. Endotoksinin abartıldığına kızdım. Bu sebeple bu yazıyı hazırladım. Problem bizim değil eğitimin problemidir. Eğitilmiyoruz.!
—-
Bazı bakterilerin dış duvarındaki 2 tabakaya birden lipopolisakkarit (LPS) adı verilir. Kısaca “endotoksin” denir. Yani endosoktsin aslında bir adet lipit bir adet polisakkarit molekülünün birleşmesi ile meydana gelir. Bakteri aptal değildir, kendisine lazım olan bu örtüyü asla bize vermez. Ancak öldüğünde cesedinden dışarı sızar. Bakteri hücresinn içerisinde yer aldığı için ismi ENDO (iç) kelimesi ile başlar. Buradaki endo kelimesinin endodonti ile her hangi bir ilişkisi yoktur. Periodontolojide ve endodontide bu toksin en baskın tehdit değildir!
1 bakteri hücresinde 3 basamaklı sayılar kadar toksin bulunur. Endotoksin bunlardan sadece bir tanesidir. Endotoksini abartmaya gerek yoktur. Zaten her bakteride bulunmaz, bundan daha toksik ve bundan daha antijenik olan ve her bakteride bulunan maddeler vardır. Bilebildikleri o kadar az ve sınırlı ki, sadece endotoksini ezberledikleri için endotoksini abartıyorlar. Bu maddeyi infeksiyonun yegane kaynağı gibi düşünmeyiniz.
Not: Otoklavda endotoksin ve prion temizlenmez. Çünkü otoklav molekülleri temizlemez.
Alkali diyet bir yeterli bilim desteğinden yoksundur.
Alkali(jenik) Diyet: ağız yolu ile yenilen besin maddelerinin pH derecesinin kanın, beyin, böbrek, kalp ve diğer iç organların pH derecesini değiştirdiği hikayesine dayanan bir senaryodur. Asitli yemeklerin kanı asit yaptığı, bazik yemeklerin kanı bazik yaptığı ve bazik kanın her hastalığı engellediği hipotezi üzerine kurulmuştur. Ülser, kanser, stres, depresyon, beyin anevrizmasından kalp yetmezliğine, prostat büyümesinden, basura kadar her hastalığın sebebi vücudun ve dokuların asitlenmiş olmasına bağlanmaktadır. Güya, alkali beslenince bütün bu hastalıkların iyileşeceği zannedilmektedir. Bu konudaki yayınlar asitli beslenmenin kemik kaybınma veya benzeri hasarlara sebep olduğuna dayanır. Ayrıca alkali diyetçilerin iddiası kemik dansitesi ile sınırlı değildir. Kola içenlerde kemik dansitesindeki azalma alkali beslenenler-de kemiğin sertleştiğini göstermez. Tam tersine alkali diyet kemikte kayıplara ve kalsiyumun azalmasına sebep olmaktadır. Alkali diyet uygulanırken hipokalsemik şok ile hastahaneye kaldırılan vaka raporları vardır. 29 Ocak 2021 de 4 aylık bir bebek ailesi tarafından alkali diyet ile beslendiği sebebi ile hipokalsemik şoka girmiş ve ölmek üzere iken hayata döndürülmüştür. 26 Ocak 2021 de solu- num yetmezliği sebebi ile hastahaneye kaldırılan bir başka bebek ve 7 Ağustos 2020 de hareket kabiliyetini kaybeden bir başka hasta hastahaneye kaldırılmıştır. Yapılan incelemelerde hepsinin alkali diyet almakta oldukları bu sebeple ölüm tehlikesi atlattıkları tespit edilmiştir. Eksilen mineral sebebi ile hayati tehlikeye girdikleri belgelenmiştir. Normal beslenmeye geçiş ve mineral replasmanı ile iyileşmiştir. (CDC raporu, August 20, 2021 / 70(33);1124–1125 cdc.gov/mmwr/ volumes/70/wr/mm7033a4.htm)
Ağızdan alınan besin maddesinin pH derecesi kaç olursa olsun mideye ulaştığında pH=~2 olan mide asidi ile karşılaşır ve besin maddesi asitleşir. Duodenumun pars muralis bölümünde arkadan bağırsağa giren kaledok kanalı safrayı getirir ve bağırsak içeriği tamponlanıp 7 ye ayarlanır. İster pH=2 olan limon, ister pH=11 olan başka bir besin maddesi yutulsun, sonuç değişmez. Hepsi önce bu asite bulanır sonra nötürlenir. Biz asit yeyince kanımıza asit geçmez. Alkali yeyince kanımıza alkali geçmez.!
Kaldı ki, hepsini bir kenara bırakalım, alkali beslenmeyi savunanlar greyfurt ve limonu alkali besin gibi göstermektedir. Hâlbuki bu besinlerin pH derecesi 1-4 arasındadır. Mesela Alkali diyet kaynakları lahana, kabak, domates, ıspanak, greyfurt gibi besinlerin alkali besinler olduğunu ileri sürmektedir. Bu besinler suda ezildiğinde pH derecesinin 7 den küçük (asit) olduğu görülür. Hani bunlar alkaliydi?
Alkali diyet üzerine yazan/konuşan bütün veb siteleri, diyetisyenler ve yazarlar yemeklerle alınan besinlerin doğrudan kana geçtiğini kabul ediyor olmalılar. Kana geçen besinlerin asitlik veya alkali derecelerinin kanı asit veya alkali yaptığını zannediyorlar. Keşke yemeklerin sindirim kanalında tamponlandığını biliyor olsalardı. Yemekler PH 1 asit de olsa, pH 14 alkali de olsa mezenterden veya portal venden kana geçerken pH 7 civarına tamponlanmış olarak vücuda girer. Kanda veya böbreklerde ayarlanacak bir şey yoktur. Birisinin çıkıp bunu söylemesi lazım.
Alkali beslenmenin alkali olmadığı görülmektedir Alkali diyetçilerin şiddetli asit olduğu ve insanın kanını asit yaptığı öne sürülen bazı besin maddelerinin pH derecelerinin şeker 6.9, tuz 6.3, ceviz 6.2 olduğu görülmektedir. Zayıf asit oldukları, neredeyse nötür oldukları görülmektedir
Alkali diyet modasına maalesef hekimler de karışmıştır. Asıl üzücü olan, bu konu hakkında cahil olan halkın değil hekimlerin olaya yaklaşımıdır. Bir hekim alkali olduğu iddia edilen bir portakalı soyup pH derecesine bakamaz mı? Buna gerek kalmadan bir hekim fakültede okurken fizyoloji dersinde besinlerin midede asitlik seviyelerinin nasıl değiştiğini öğrenmiş ve bu güne kadar içselleştirmiş olmalıydı. Birisi karşısına geçip limon yeyince kanın alkali olur dediği zaman bir hekim bunun yanlış olduğunu derhal anlamalıydı, gülümseyip kulak ardı edip geçmeliydi. Ancak televizyonlara çıkıp demeçler verip basında alkali diyet senaryosu anlatan hekimler görüyoruz.
İstanbul ve ülkemiz sosyetesinin önemli alkali diyetçilerinden, diyetisyenlerin ve maalesef hekimlerin de veb sayfalarında ortak olarak tuz şeker ve cevizin -ve daha birçok besin maddesinin- şiddetli asit olduğunu yazdıklarını gördüm ve eseri yayına hazırlarken basit bir deney yaptım. Asit denen besinlerin pH’ına baktım. Pek öyle şiddetli bir asitlik göremedim. Neredeyse nötüre yakın gibiydiler.
Eğer alkali diyetten kast edilen yenildikten sonra metabolik safhaları sırasında organizmada alkali anyonların oluşmasına sebep olan besinler ise o halde alkalijenik diyet denilmesi gerekirdi. (Alkalijenik= kendisi alkali olmasa bile ortamı alkali yapan) Peki diyelimki alkali diyetçiler yanlışlıkla kötü isim vermiş olsun ve kast ettikleri aslında alkalijenik diyet olmuş olsun. Biz doğrusunu anlayalım ve alkalijenik diyet diye bakarak, duruma yeniden bir değerlendirme yapalım. Bu durumda yapılan literatür çalışmaları besinlerin idrar pH derecesi üzerine olan etkisini esas almıştır. Yani bazı besinleri yeyince idrardaki pH değişimini kanın pH değişimi olduğunu zannetmektedirler. Fakat biz biliyoruz ki idrardaki pH değişimleri kandaki pH değişimlerini yansıtmaz. kompansasyon atıklarınının pH’ını gösterir. (Buclin T, 2001) Ayrıca alkali diyet savunucularının iddia ettiği gibi fosforun kalsiyum üzerine etkisi alkali diyet hipotezinde iddia edilenin tam tersi yöndedir. (Fenton TR, 209) Alkalijenik diyetin asitleşen idrarın kemik sağlığını etkilediğine ilişkin yeterli delil yoktur (Fenton TR, 2011) Kanser hastalarına iyi geldiğine ilişkin de sağlam delil de yoktur. (Zick SM, 2018) Medya ve internet kaynakları tarafından alkali diyet ve alkali suyun tanıtımına rağmen, bu fikirleri destekleyecek veya çürütecek neredeyse hiçbir gerçek delil yoktur. (Fenton TR, 2016) Kanserin tedavisi için asit ve/veya alkali su lehine veya aleyhine kanıt yoktur. Alkali diyetin ve alkali suyun kanser, osteoporoz, hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıkların önlenmesi veya tedavisi için halka tanıtılması yanlıştır. (Fenton TR, 2016) Ağız kokusu için alkali diyet adı altında diyet uygulamasına gerek yoktur, uygunsuzdur.
Kanın pH (asitlik) derecesi 7.35 ve 7.45 arasında stabilize edilmiştir. Böbrek Cl– ve CO3-2 iyonları ile bu dengeyi sağlar. Kanın pH’ının 1-2 derece oynaması durumunda, asidoz ve alkaloz adı verilen hayati tehlike ile devam edebilen, hastaneye kaldırmayı gerektiren rahatsızlıklar ortaya çıkar. Besin maddelerinin pH derecesi kanın pH derecesini, başka bir iç organın pH derecesini veya bir dokunun pH derecesini etkilemez. Eğer etkileseydi ölürdük. Her kim ki kanını alkali yapmak istiyor ve bunun iyilik hali olduğunu zannediyor ve buna inanıyorsa bilsin ki: Kanının pH seviyesi 1 derece bile alkalileşse metabolik alkaloza girer, vücuduna kramplar girer, kalbin ritmi bozulur ve solumumu dururdu. İşte kanın alkali yapılmasının faturası budur. Allahtan alkali diyetçiler iddia ettikleri gibi kanı alkali yapmayı beceremiyorlar.