DİŞ HEKİMLERİNİN TIBBİ ATIKLARI PARA İLE TOPLANIR OLDU.
Bütün şehir kanlı pamuklarını keskin ve sivri parçalı atıklarını, kimyasal maddeleri ve mikrop taşıyabilen çöplerini serbestçe belediyeye veriyor iken yetkililer yakaladıklarını öpüyor, diş hekimlerinin atıklarını para ile topluyor. Bu adil, uygulanabilir, sürdürülebilir, makul değildir.
Floresan ampulun içinde civa vardır. Her gün şehir bazında yüzlerce bozuk floresan ampul çöpe atılıyor ama nedense diş hekimlerinin civası para karşılığı toplanıyor
Şehirde binlerce onbinlerce milyonlarca kadın yaşıyor, hepsinin her gün kanlı petleri çöpe atılıyor ama nedense diş hekimlerinin kanlı pamuğu para ile toplanıyor
Camcılar fevkalade keskin ve sivri cam parçalarını çöpe atıyor. Bir tek parçaya bile dokunsanız elinizi parçalar, sivri ve keskin cam kırıkları çöpe atılıyor. Ama nedense sadece diş hekimlerinin ampul kırığı para ile toplanıyor.
Ayakkabıcılar, inşaatcılar, marangozlar, döşemeciler her gün çivi ve zımba tellerini çöpe atıyor. Ama sadece diş hekimlerinin injektörleri problem oluyor.
Her gün boyacılar, kaportacılar onlarca kilo boya artığını çöpe atıyor. Sadece diş hekimlerinin kimyasal atıkları para ile toplanıyor.
Marketlerden atılan bozuk etler, kokmuş balıklar akıl almaz şiddette infeksiyon kaynağıdır, bulaşıcı hastalık yayabilir. Onlar problem olmuyor, otoklavlanmıyor da 0.5 cm3 kist mi problem oluyor? Marketin mantarlar ile kokuşmuş gıdası çöpe gidiyor sadece diş hekimlerinin çekilmiş dişleri para ile toplanıyor.
2017 yılına kadar kaç kişi diş hekimi çöplerinden zehirlenmiş ki, bundan sonra diş hekiminin kimyasal atıkları problem olmuş. ?
Bize gelinceye kadar oto kaportacılarına, camcılara, klimacılara gitsinler. Bu haksızlığa olur veren, bu zulüme sessiz kalmayı başaran kurumsal yapılarımıza da şaşıyorum yani. Tabelanın yarı çapı gündem oluyor da buna neden itiraz edilmiyor ?
Yetkilendirilmiş cahiller yakaladığını öpüyor, biz de yanağımızı uzatıyoruz, öp beni der gibi.
Giderek artan diş hekimliği fakülteleri eğitim verecek eleman sıkıntısı çekmekte, neredeyse yeni mezun sayılacak kadar genç ve tecrübesiz kardeşlerimiz hoca olup diş hekimi yetiştirmektedir.
TÜRK DİŞ HEKİMLİĞİ KİBİR KISKANÇLIK TESİRİNDE GİDEREK KÜÇÜLMEKTEDİR
Diş hekimliği eğitiminin kalitesi azalmakta, daha az bilgili öğrenciler mezun olmakta, bilim seviyemiz giderek azalmakta, eksik eğitimin getirdiği eksik hizmet ve eksik/yanlış tedaviler giderek artmaktadır.
Diş hekimleri basitmi basit, kolaymı kolay vakaları dahiliyeciye, hastahaneye sevk ediyor. yetersiz ve eksik eğitildiği için. Örneğin hamile veya süt veren kadına reçete yazmak, periodontal apse veya aft sebebiyle dahiliye doktoruna yollamak gibi.
Akademisyenler bürokratik yük altında kalıp bilim yapamıyor bu sebeple kendisi yapamadığı bilimi öğrenciye de öğretemiyor. Okulda öğretilenlerin neredeyse (en iyimser ihtimal ile) %60 ı teorik gereksiz yükten ibaret olup pek azı gelecekte muayenehanede kullanılabilecek uygulamalara bilim zemini oluşturacak şekilde düzenlenmiş derslerden oluşmaktadır.
İlgisiz ve uzak konular öğretilmeye zorlandıkça, diş hekimliği öğrencileri derslerde öğretilenleri gelecekte kullanmak için değil sınıf geçmek için derse giriyorlar, ezberliyorlar, sınavdan günler sonra unutuyorlar. Mezun olunca hayatın acı gerçekleri ile yüzleşiyor ve bu yük ağır geldiği için paramedikal uygulamalara sapıyor, eksik ve kusurlu hekimlik yapıyorlar.
Hastalara para hedefli indikasyonlar konuluyor. En fazla para getiren hangi müdahale ise diş şikayeti olan halkın ağzına gereksiz müdahale ve tedaviler yapılıyor. Örneğin kanal tedavisi yerine implant, ortodonti yerine lamineyt yapmak gibi.
Diş hekimliğinde başıboşluk hüküm sürüyor. Bilim sahibi olan ve para hedefli çalışmayan , mesleğini hakkı ile yapan meslektaşlarımı tenzih ediyorum. Ancak deneyimli bir diş hekimi olarak bu yazıyı kaleme almayı hak ettiğimi zannediyorum.
Bu meslek şöyle kurtulur. Yüce önder Atatürk’ün kendisini emanet ettiği hekimler böyle yetişir::
1- Akademisyenler (ki bu yazıda bilim adamlarını temsil ediyorlar) bürokratik yükten uzaklaştırılmalıdır. Bilimi öğrenmeli öğretmelidir. Bunu yaparken etik kurallara uymalıdır.
2- İki sene arka-arkaya bilim yayını yapmamış bütün akademisyenler görevden alınmalı, aşağıdan gelen genç beyinlerin önündeki pıhtı uzaklaştırılmalıdır. Üreten öncelikli olmalıdır.
4- Öğrencilerin gelecekte kendi kliniklerinde kullanacağı pratik bilgiler öğretmeli, hiç bir kullanım alanı olmayan örümcekli bilgileri öğretmekten vaz geçilmelidir, bundan şiddetle kaçınılmalıdır.
5- Akademisyenlerin bazı bilgileri paralı kurslarda öğretmek üzere kasıtla derslerde gizlememelidir. Akademisyenlerin eğitimde inandırıcı ve ikna edici olmaları için, prestijli ve saygın olmaları için, sevilip sayılmaları için, firmaların şemsiyesi altına girmekten uzak durmaları gerekir.
6- Diş hekimliği fakülteleri 6 seneye çıkarılmalı, dr ünvanı verilmeli/hak edilmelidir. Bu gün ne doktoruz ne de değiliz. Arafta bekleyen ruhlar gibi bedensiz ve kimliksiziz. Devlet bile diş hekimi istihdam ederken bordroya ne yazacağını bilememektedir.
7- Öğrenciler gelecek bilinciyle disiplinli çalışmalı, ve gayret etmelidir. Devamsızlık, boşvermişlik, kaytarma, değersizleştirme, siyaset, (mesleki bile olsa) her türlü örgüt faaliyetleri, ve buna benzer zararlı oyalanmalardan uzak durmalıdır.
8- Hayata atılmış hekimler fakülte ile dirsek temasını kaybetmemelidir. Daima okumalıdır, internet grupları, email ortamları, dost sohbetleri gibi birlikte olunan her fırsatta bilimsel varlıklarını ve deneyimlerini meslektaşlarına çıkar gözetmeden açmalıdır
9- Bu kurtuluş reçetesinde kurumsal örgütlerin görevi, yeri, katkısı olmadığı açıktır. Bunların çözüm üretmek adına yapacağı her teşebbüs mesleğimizin geleceğini daha fazla sıkıntıya sokabileceğinden, ülke genelinde zorlayıcı kararlar alması sona ermelidir. Meslekteki rol ve varlıkları yeniden değerlendirilmeli ve azaltılmalıdır. Diş hekimlerine meslek örgütünden istifa edebilme özgürlüğü getirilmelidir. “Bu örgüt beni temsil etmiyor” diyebilmeli ve maruz kaldığı yaptırım ve zorlamalarından muafiyet özgürlüğü tanınmalıdır. Hiç kimse kendisini temsil etmeyen bir kuruma üye olmaya mecbur tutulamamalıdır.
10- Firmalar sattıkları ürünün Türk malı olanlarına öncelik tanımalı, kendi ülkemizde yabancı ürünlerin benzerlerini üretmeli ve buna cesaretlendirilmelidir. Sattıkları her ürünün Türkçe yazılmış prospektüsünü bulundurmalıdır. Bire-yüz kar oranı ile 2 tane satmak yerine daha makul bir kar oranı ile daha çok sayıda satış yapmayı hedefleyen bir politika izlemelidir. Bu uygulama diş tedavi fiyatlarının azalmasını ve hizmetin halkın kılcallarına ulaşmasına katkı verecektir.
11- Hiç bir diş hekiminin mesai saatlerine, tabela boyutlarına ve tabela yazı formatına veya içeriğine karışılmamalıdır. Zorlayıcı hiçbir kanun veya tüzük bulunmamalıdır. Her diş hekimi eğer arzu ediyorsa tabelasına vesikalık fotoğrafını bile koyabilmelidir. Tabelasına canının istediği her yazıyı yazdırabilmeli, istediği her fiyatta çalışabilmeli, istediği her içeriği veb sitesinde yayınlayabilmelidir. Buna engel olmaya çalışmak mutlak ve kesin bir kıskançlık ve kibirdir. Türk diş hekimliğine en çok zarar veren şey kibir, sükse ve kıskançlık olmuştur.
12- Diş hekimliği ülke siyaset ve politikalarından uzak tutulmalıdır. Meslek örgütleri siyasi parti faaliyeti yapmamalı, hükümet veya siyasi konulardan en uzak yerde adreslenmelidir. Siyasete meraklı meslektaşlarımız meslek örgütlerinden ayıklanmalı, meclise girmek üzere uygun görecekleri bir partiye üye olmaya davet edilmelidir.
13- Fakülteler mezun ettikleri öğrencilere (ve isteyen her diş hekimine) belirli bir ücret karşılığında kurslar vermelidir. Örneğin diş hekimleri implant uygulamasını avuç dolusu para ödeyerek implant firmasının lise mezunu görevlisinden değil, daha makul bir ücret ödeyerek fakülte çatısı altında bir akademisyenden öğrenmelidir. Mezun olmuş hekimlerin bilgilerini canlı tutmak meslek örgütlerine terk edilemeyecek kadar ciddi bir görevdir.
Öyle inanıyorum ki bireyin ağzında çok sayıda gereksiz işlem yapılıyor.
Ağızda yapılan bu gereksiz işlemlerden bazıları zararlı ve geri dönüşü de yok. Mesela basit bir çapraşıklık için genç bireyi ortodontiye yollamak ve dişlerin doğallığını korumak yerine lamineyt yapmak moda oldu. Bütün lamineytler yeteri kadar beklenirse kuron olur. Ancak pırıl pırıl dişlere kıyılıyor.
Ben buna bozuluyor ve içerliyorken şimdilerde endodontiyle kurtulacak dişler çekilip implant yapılmaya başlandı. Akut pulpit bireyin diş çekimine ikna edilmesi en kolay olan dönemdir. Ağrısı şiddetli olan hastaya sunacağınız teklifler genellikle kabul edilir. Çünkü hasta bu ağrıdan kurtulmak için herşeyini vermeye büyük paralar ödemeye hazırdır. Bir çok ağrılı diş göz görerek çekiliyor implant uğruna.
Öyle şüpheleniyorum ki: Günümüzde, ülkemizde, gerektiği için yapılan işlem sayısı, gereksiz yapılanların yarısından bile az olabilir.
Bunun 3 sebebi var. Birincisi diş hekimi az, eksik ve hatta yanlış eğitiliyor. Haklı olarak mezun olduktan sonra mesleğin hekimlik kısmı ile ilgilenmek istemez oluyor. Günü kurtaran anlık çözümler, fast-food zaferler peşinde olmak zorunda kalıyor. Sükse, para, prestij peşinde koşuyor.
İkincisi diş tedavisi yaptırmak isteyen bireylerin (hasta demedim, onlarda bir hastalık yoktur ve onlar hasta değildir) işporta talepleri oluyor. Halk mesleki derinlik sahibi olmak zorunda değildir. Çapraşıklığının 1 günde giderilmesini talep edebilir. Halkın içinden gelen bu basit teklifler yadırganamaz ve bu bireyler suçlanamaz. Fakat biz hekimler onlara doğru olan çözümleri anlatmalı bireyi doğruya yönlendirmeliyiz.
Üçüncüsü sistemin kendisi bu yönde bir eğilim yaratıyor. Diş hekimliği malzemeleri %100 den fazla kar ile satılabiliyor. Çünkü diş hekimleri yetersiz eğitildikleri için ne satın aldıklarını bilmiyorlar. Satıcıların söylediklerine inanmak zorunda kalıyorlar. Biyofizik dersinde otoklavı öğretmeyince diş hekimi satıcının söylediği prion programını üstünlük zannedip kendisine işaret edilen otoklavı satın alıyor. Mikrobiyoloji dersinde dezenfektanların içerik ve isimlerini öğretmeyince satıcının söylediği ithal ve gereksiz pahalı ürünleri satın alıyor. Diş hekiminin gideri yükselince ödediği parasını geri kazanmak istiyor ve para peşinde olmak zorunda bırakılıyor.
Biz diş hekimlerinin yukarıda saydığım hastalıklarının tedavisi fakültelerimizdeki eğitimin, pratiğe dönük ve yeterli derinlikte uygulanması ile başlar. Reçetesi budur.
Diş hekimliği fakültesi öğrencilerinin durumu zannedildiği kadar parlak değildir
Diş hekimliği fakültesi öğrencileri okul dışında meslektaş ağbi ve ablalarının mesleki bilgi ve deneyimlerine kapalı olmalıdır.
Fakülte dışında görev yapan ve bilhassa ücret karşılığı diş tedavisi yapan kurumlarda çalışan diş hekimlerinin bilgi ve deneyimleri öğrenciyi bozar. Çünkü piyasada hekimlik yapanlar az veya çok bilimsellikten taviz veriyor olabilirler. Kendi kurdukları sistemdeki hatalarını gidermek üzere bazı kompansatör mekanizmaları işletiyor olabilirler. Ve bunları alışkanlık haline dönüştürmüş olabilirler. Daha kötüsü: meslekte doğru olan uygulamanın bu olduğunu zannetmeye başlamış olabilirler. Öğrencilerin böyle bir hekimi lider kabul etmesi, peşine takılması bu öğrenciyi mesleğinin en başında yanlış yörüngeye oturtacaktır. Daha çok pratiğe dönük, daha az bilimsel ve daha çok para kazanmaya yönelik bazı ip uçları, kısa tedavi yolları, ve mesleğin işporta mekanizmalarını öğrenebilirler. Hatta işporta pratik bilgiler yerine gereksiz teorik bilim yüklediklerini zannedip hocalarına karşı bilenirler, okuluna ve eğitim sistemine karşı güvensizleştirir, sorgulayıcı davranmaya başlar. Bunu istemeyiz.
Öğrencinin piyasa hekiminden öğrenikleri flaş, etkileyici, cazibeli görünebilir. Öğrenci, piyasa hekiminden öğrendiklerini hayatın sırrı gibi mucizevi ve bir çok kapıyı açabilecek sihirli bir anahtar gibi görebilir. Bu duygu ve düşünceler ile kendi okulunda öğrendiklerini gereksiz bir yük olarak görmeye başlayacaktır. Bir anlamda kendi okuluna yabancılaştırılıp kışkırtılmış olurlar. İşte bunlar arzu edilen gelişmeler olamaz.
Öğrenciler mezun oluncaya kadar sabırlı olmalı kendi hocalarının söylediklerini ve öğrettiklerini (yanlış veya gereksiz bile olsa) doğruymuş gibi kabul etmeli, sınav sorularına onların yanlışı ile yanıt verip mezun olmalıdır. mezun olduktan sonra okumaya başlamalı ve asıl mesleki eğitimin diplomayı aldıktan sonra başlayacağını içselleştirip duyumsamalıdır.
Bilhassa diş hekimliği oda ve kurumsal yapılarının gençlik kolları adı altında fakülteler bünyesinde oluşturdukları yapılanmalar öğrenciler için mesai kaybı olabilir. Öğrenciler, bu örgütlenmelerden, piyasa hekiminden uzak durduklarından daha fazla uzak durmalıdırlar.
Akademisyenler tarafından eski, gereksiz, örümcek bağlamış,ansiklopedik bilgilerin derste nakarat edilmesi faydasızdır, hatta zararlıdır.
Şimdi olaya tersten bakalım: Akademisyen bürokratik ve akademik yük sebebi ile okumaya vakit bulamaz. Bir ay içinde okudukları da zaten bir elin parmaklarını geçmez. Hep ayni ekolun ve sahip olmaya zorlandığı makamın gereği olan kaynakları okur, ingilizcesinin el verdiği kadar. Birilerine yaranmak zorundadır, birilerinin dümen suyunda gitmek, ona hoş görünmek, kendini ona ispat etmek durumundadır, kadrosunu düşünmeli, doçentliğini garanti etmelidir. gerekirse başkasının ayağına basmaktan çekinmez, kendi ayağına basılmasına karşı önlem almak zorundadır, akademik yaşantımız bunu gerektirir. Bu mayın tarlasında yol alırken kendisinin bile öğrenmeye fırsat bulamadığı şeyleri öğrenciye elbette öğretemez. Okuyamaz ki öğrensin? Kendi öğrenciliğinden kalan bilgi kırıntılarını sınıfta cephane olarak kullanır. Tek atımlık barutu vardır. Sınıfta onu harcar. Yıllar içinde nakarata girer. her sene ayni şeyi anlattığını kendisi de bilmektedir ama yapacak başka bir şeyi de yoktur. Kendisi de zayıftır ama makamı kuvvetli olduğu için herkes onu en fazlasını biliyor zanneder. O da bunu çaktırmaz. Zaman ilerledikçe kendi bile bir şeyler bildiğine inanmaya başlamış olabilir. Öğrencileri bomboş yetişirler. Mezun olan öğrenci diş hekimi olma sağ duyusundan yoksundur. İlaç tanıtımcıları, depocular, teknisyenler ve dr gogıl arasında gider gelir. Bir şeyler öğrenmeye çalışır. Bu koşullar altında öğrenci piyasada bu mesleği yapan ağbi ve ablalarına bizzat akademisyenlerin yetersizliği sebebi ile itilmiş olur.
Öğrenci kendi hocasının yanlışı ile mezun olmaktadır. Akademisyen yanlış biliyorsa, derste tutarsız konuşuyorsa, iki dersin hocası çelişiyorsa, öğrenci gördükleri ile okudukları arasında köprü kuramıyor ve tatminsizlik yaşıyorsa, kısa sürede bunu fark edip fakülte dışında arayışa başlamaktadır. Fakülteden uzaklaşan ve kaçan öğrencinin sorumlusu akademisyendir ! Tutarlı ve gerekli bilgiyi verseydi, öğrenci bilgiyi dışarda aramak zorunda kalmayacaktı. Çalışan pırıl pırıl nadir bazı akademisyenleri tenzih ederim.
Doğrusu şu olmalıydı.: Akademisyen koltuk, kadro kaygısı veya hasta sayısı değil yıl içinde yaptığı yayın sayısı ile makam almalıydı. Uluslar arası yayın yapmayan akademisyen 2 sene sonra makamından uzaklaştırılmalıydı. Profesör bile olsa. Akademisyenler örümcek bağlamış ansiklopedik bilgi değil pratiğe yönelik teori öğretmelidir. Derste öğretilen herşeyin klinik uzantısı bulunmalıdır. Eğer ders ile klinik arasında böyle bir pozitif ilişkilendirme yapılamıyorsa, o teorik bilgi dersten ve programdan çıkarılmalıdır. Böylece öğrenciler piyasadaki meslektaş ağbi ve ablalarından uzak durabilirlerdi. Mesleğini doğru yapan, ilaç firmalarının rüzgarıyla eğilmeyen, bir hekim nesli yetiştirmiş oluruz. Bu hekimler aptal hurafelere kapılmaz, abartılmış palavraları gerçek zannetmez. Dik durur. Yüce önder Atatürk “beni Türk hekimlerine emanet ediniz” derken böyle hekimleri kast etmiş olmalıdır.
Düşündüm yazdım. Sürç-i lisan ettiysem siz yenisini yazın.
Hasta refakatçısı genellikle ulvi, değerli, yüksek ve faydalı amaçlarla muayene odasına girmez.
Hasta refakatçılarının muayene odasına birikmeleri hem hasta hem hekim için duygusal bir sorundur. Bıraksanız ameliyathaneye de girip yakınının böbreğinin ameliyatını seyretmek ister. Bu teklife hayır diyecek hatsa refakatçısı azdır.
Bir hekim olarak hasta refakatçılarından hep rahatsız olmuşumdur. Eskiden dışarı çıkaramazdım ama artık sadece 1 refakatçı kabul ettiğimi diğelerinin dışarı çıkmasını söylüyorum. Bunu hastanın iyiliği için yapıyorum.
Şöyle tespitlerim var. Dile getirmek isterim
Hasta refakatçıları muayene odasına neden girmek ister?
Eksik kalmış çocukluğundan beri doyurulamamış doktorculuk oynama talebine kısmi bir doyum aramak
Gelecekte karşılaşacağı başka hekimlerin tavırlarını yorumlamak, eleştirmek ve dedikodulaştırabilmek için bizden malzeme toplamak, zihninde referans fotoğraflar çekmek
Bizde zayıf, eksik, arızalı, noksan, kusurlu bir şey görüp daha sonra gündeme getirebilirmiyim diyerek inceleme yapmak,
Zihnindeki doktor imajı ile bizi örtüştürmek. Gördüğü ile umduğu arasındaki örtüşmezlikleri gerek eleştirel gerekse tavsiye niteliğinde zihninde depolamak. Gerekirse şimdi veya sonraki kavgalı patlamalarda yakıt olarak kullanmak.
Muayene odasında gördüklerini daha sonra hastanın kendisine ballandıra dallandıra anlatmak.
“O’na kötü şeyler oluyor ama bana olmuyor” önermesine görsel destek ve delil toplamak. Böylece egosunu beslemek. “Bak o yakınım şu anda hasta ve canı yanıyor ama ben sağlıklıyım ve canım yanmıyor” düşüncesini geviş getirip kendi egosunu okşamak. (Siper sendromu)
Refakatçıların çok azı bir yardımım olur mu diye muayene odasına girer. Zaten genellikle yardımına ihtiyaç olmaz. Çünkü hiç bir sağlık hizmeti refakatçı katılımı ile verilmek üzere tasarlanmamıştır.
Peki ayni esnada doktor cephesinde neler olur, neler düşünülür, doktor ne düşünür?
Doktor eleştirel bakışlardan rahatsız olacaktır
Acele edip bu hastayı bir an önce başından atmak isteyecektir
Gözler üzerinde iken detaylı ve itinalı yaptığı işleri bile eksik ve kabaca yapacaktır
Hasta yakını ile mücadele etmektense çabuk bitirip göndermek isteyecektir.
Yani siz siz olun, yakınınız muayene olurken hasta muayene odasında kalabalık etmeyin !
Ağızdaki salya debisi dakikada 0.5 ml den az ise ağız kuruluğu kabul edilir. Parasempatik sinir aktivasyonundaki azalma, bezin atrofisi, ağzın açık kalması ve bazı hastalık ve ilaçlar buna sebep olur. Tedavisi su içmek değildir, çok su içmek idrar yapar salya yapmaz.
Ağız kuruluğunun mekanizması
Ağız kuruluğu toplumda rastlanma sıklığı hem bölgesel değişiklikler gösterir hem de toplumun beslenme alışkanlıkları ve genel sağlığına indekslidir. En sık rastlanan sebepleri aşağıda sıralanmıştır. Yutkunma zorluğu, sindirim eksikliği, ağız kokusu, farinjit, fonasyon bozukluğu gibi sonuçları vardır. Mekanizmalar: 1- Bez atrofiye uğramıştır. Artık kolinerjik sinir uyarısı gelse bile bezin kendisi salya üretememektedir. Yaşlılık, radyoterapi ve Sjögren sendromu örnek verilebilir. 2- Kolinerjik stimülasyon yoktur. Bez çalışabilmektedir fakat parasempatik sinir aktivasyonu yoktur. Heyecanlı ve adrenalinli yaşantısı olan bireylerde, uykusuzluk, uzun seyahat, sınav heyecanı, gibi durumlarda ortaya çıkar. 3- Ağız açık kalıyor olabilir. Salya bezi çalışıyordur, sinir aktivasyonu da mevcuttur, salya yeteri kadar geliyordur fakat ağız kapanmadığı için mevcut salya hızla kurumaktadır.
Şimdi bunları masaya yatıralım:
1- Bez atrofisi
Parotis dahil diğer büyük tükrük bezleri, ve hatta submuköz bezler yaş ile birlikte giderek küçülür. Alkol ve sigaranın bez atrofisine katkısı olabilir. Ayrıca kötü ağız hijyeni tükrük bezi atrofisini hızlandırır. Radyoterapi gören şahısların iyonize edici ışınlar sebebi ile bez parenkiminde hasar oluşur ve hücre rejenerasyonu durduğu için iyileşme görülmez. Sjögren sendromunda ise otoimmün bir mekanizma ile B limfositleri IL-6 ve IL-10 aracılıklı olarak bez lümenindeki asiner hücrelere karşı antikor üretmeye başlar, bez lümeninde hasar meydana getirir ve bezin salya üretme yeteneği kaybolur. Orta yaş kadınlarda erkeklere kıyasla 9 kat fazla görülür. Hastalık ilerlediğinde Th1 ve Th17 hücreleri dokuya toplanarak hasarı artırır. Antihistaminik başta olmak üzere bir çok ilaç tükrük salgısını ya otonom sinir sistemi seviyesinde veya bez parankiminde reseptör seviyesinde bloke edebilir. Antihipertansifler, antitussif, antidiyaretik, antiasmatik ilaçlar, bronkospazm yapıcılar, antikolinerjik ilaçlar kuvvetli biçimde salya kısıtlaması yapabilir. Bez atrofisi ile seyreden ağız kuruluklarında fazla bir tedavi seçeneği yoktur. Replasman yoluna gidilir.
2- Parasempatik aktivasyon
Parasempatik ve sempatik sinir liflerinin hakimiyet bölgeleri
Nervus vagus, kafa tabanından çıkar, ince bağırsağın bitip kalın bağırsağın başladığı apandisit adı verilen bölgeye (Processsus vermiformis‘e) kadar bütün bağırsağı inerve eder, ayni zamanda glossopharyngeal pleksustan parotis ve dil altı salya bezlerine iplikler taşır. Salyanın tetiklenmesinden sorumludur. Bu sinirin parasempatik uyarımları salya bezinde salya salgılanmasını sağlar. Bu kural bütün vücut salgıları için geçerlidir. Parasempatik sinir iplikleri uyarılınca organda salgı artışı olur. ter, göz yaşı, salya ve solunum salgıları bu şekilde salınır. Sinir lifinin parasempatik uyarısı durduğunda organdaki salgı durur. Örneğin burun salgısı kaybolur ve burun kurur, göz yaşı kuruyabilir veya salya kuruyabilir. Eğer organa giden sinir lifi parasempatik uyarıyı yeniden kazanırsa organda salgı yeniden normale döner. Bu tür ağız kuruluğu hyposalivaton (salyanın azalması) dır.
Çocuklarda diş çıkarma sırasında göz yaşarması ve salya artışı görülmesinin sebebi çıkmakta olan dişin deldiği diş etinden etrafa yayılan histamin isimli maddenin gözyaşı ve tükrük bezlerine giden parasempatik sinir liflerini uyarmasıdır. Bu sebeple otonom sinir sisteminin parasempatik parçasının aktive edilmesi, dürtüklenmesi, uyanık tutulması, stimüle edilmesi salyayı artırır ve/ya salyanın artmasına katkı sağlar.
Eğer sindirim kanalının bir ucunu, köşesini, veya herhangi bir parçasını besin maddeleri ile meşgul edersek, uyarmış oluruz, böylece N. vagus‘un geçtiği yol üzerinde uyarı elde eder veya salgı için gerekli uyarıyı elde etmiş oluruz. Bu durum sindirim kanalı dolu ve meşgul ise/iken salyanın artmasına sebep olur. Bu sebeple ağız kuruluğu şikayet olanlara sindirim kanalını meşgul edecek, kolay sindirilmeyecek, saatlerce sindirim kanalında kalacak besinler önerilebilir.
Sindirim kanalı dolu iken diş gıcırdatmanın Gece dolu mide ile uyuyanların yastığına salya akmasının Diş çıkarma sırasında salya artmasının Kabız bireylerin aşırı ve kolay terlemesinin sebebi parasempatik aktivasyonun amacını aşacak kadar artmış olmasıdır. Yani ağız kuruluğunun tersine döndüğü rahatsızlıklardır.
3- Ağzın açık kalması
Bazı insanlarda istirahat konumunda dudaklar ağzı ve dişleri kapatmaz. Eğer böyle bir durum varsa aralık kalan dudaklar arasından geçen hava ağzın ve boğazın kurumasına sebep olacaktır. Dikkat ediniz: bu durumda salya eksik değildir, salya üretimi sınırlı değildir, sadece üretilen salya dışarı akmakta veya kuruduğu için ağızda kuruluk meydana gelmektedir. Bu türlü ağız kuruluğuna xerostomia denir. Bu bir hyposalivaton değildir. Bu konuda bir terminoloji kaosu vardır. Xerostomia (serostomi okunur) bireyin ağzını kuru hissetmesi anlamına gelir. Hiposalivasyon terimine sinonim olarak xerestomia terimi kullanılmaktadır. Ancak xerostomia terimi Dysgeusia (disguzi okunur) hastalıklarını da içine alır . Disguzi tat alma hissinde değişim demektir. Yani bireyin ağzı kurumasa ve tükrük kalitesi değişip ağzını kuru hissediyorsa bile xerostomia olarak isimlendirmek gerekir. Fakat biz ağızdaki salyanın ölçülerek 0.5ml/dakika dan küçük olduğu durumlara “ağız kuruluğu” adını veriyoruz.
Ağız kuruluğunun teşhisi
Bireyin ağzım kuruyor, dilim damağıma yapışıyor demesi en belirgin şikayettir. Bireyin eline bir kap verilir ve 1 dakika boyunca sürekli tükürmesi söylenir. Elde edilen salyanın hacmi ölçülür. Salya 0.5 ml/dk debisinin altına düştüğünde ilk kuruyan damak kubbesinin en derin yeridir. Bu sebeple bireyin kafasını geriye yatırıp damak kubbesinin derin noktasına göz ile bakıldığında bu bölgenin kuru olduğu görülür. Bu amaç ile üretilmiş salya kalınlığını ölçen elektronik aletler de piyasada bulunmaktadır ancak bunlara ihtiyacımız olduğu kesin değildir. Bireyin tam kan tablosu istenir. Kan tablosunda iyonlar, ALT, AST, LDH, RF, ASO ve hemogram değerlendirilip normal dışına çıkan bir değer varsa ilgili hekim ile temas edilir. Ancak kan tablosundaki değişimler olası bir sistemik hastalık düşündürür. Dudak veya yanak içinden biyopsi yapılarak Sjögren sendromu bakımından patoloji laboratuarında incelenmesi gerekir.
Ağız kuruluğunun tedavisi
Bez atrofisi ile meydana gelen ağız kuruluklarının maalesef etkin ve başarılı bir tedavisi yoktur. Yapılan hiç bir tedavi yeterince tatmin edici ve kalıcı değildir. Bu sebeple ancak rahatlatıcı ve replasman yapıcı önlemler alınabilmektedir. Hijyen sağlanmalıdır. Vitamin mineral desteği zararlı değildir, faydası bulunduğu da gösterilmemiştir. Parasempatik aktivasyonun artırılması amacı ile uzun uyku dingin (koşturmasız) bir hayat tarzı gereklidir. Bu durum parasempatik aktivasyonu sağlayabilir veya destekleyebilir. Kardiyolog izin verirse parasempatomimetik ilaçlar verilebilir. Bu ilaçlar kalbi yavaşlatıp tansiyonu düşürdüğü için aile hekiminin bilgisi dahilinde kullanılmalıdır. Pilokarpin içeren göz damlası dil altına günde 5-6 damla uygulanabilir. Kolinerjik etki oluşturup eğer atrofiye olmadıysa bezi salya üretimine sürükleyecektir. (Motamed B, 2022) Acılı, biberli, turşu, limon, baharatlı beslenme tercih edilmelidir. Bu tatlar salyayı artırır. Ancak bu ilaç astım, spastik kolon, bradikardi, hipotansiyon, hipertiroidi, epilepsi, Parkinson, myasteina gravis hastalarına verilmez.
Posalı beslenmelidir. Laktoperoksidaz ve müsin içeren suni salya gibi davranan bazı sprey ve gargaralar bulunmaktadır. Bunlar kullanıldığı saatler için hafif bir rahatlama sağlar. Ortodontist ve kulak burun boğaz hekimi işbirliği ile istirahat konumunda dudakların kapalı kalması sağlanmalıdır. Gerekirse burun pasajında varsa tıkanıklık veya darlık giderilmeli, burun pasajından hava trafiği artırılmalıdır. Bu durumda ağız içindeki hava trafiği kaybolur.
Kaynaklar: – Motamed B, Alaee A, Azizi A, Jahandar H, Fard MJK, Jafari A. Comparison of the 1 and 2% pilocarpine mouthwash in a xerostomic population: a randomized clinical trial. BMC Oral Health. 2022 Dec 1;22(1):548. doi: 10.1186/s12903-022-02576-6. PMID: 36457091; PMCID: PMC9713117. – Gorsky M, Epstein JB, Parry J, Epstein MS, Le ND, Silverman S Jr. The efficacy of pilocarpine and bethanechol upon saliva production in cancer patients with hyposalivation following radiation therapy. Oral Surg Oral Med Oral Pathol Oral Radiol Endod. 2004 Feb;97(2):190-5. doi: 10.1016/j.tripleo.2003.08.031. PMID: 14970777.
Kan testleri yapılırken gelişi güzel saatte ve gelişi güzel kan alınmaz. Her test için bilinmesinde fayda olan bazı kurallar vardır. Değerli meslektaşlarıma hatırlatmak amacı ile bunlardan bazılarını listeledim
Bir çok test 12 saat açlık gerektirir, sonuncu öğünde hafif bir yemek yenmiş olmalıdır. Dolu mide ile geç saatte yatıldıktan sonra, 12 sat dolmadan ertesi sabah kan verildiğinde bir çok değer şaşacaktır. Ayakta duran insandan kan alındığında total protein, albümin, kalsiyum, hemoglobin, hematokrit, renin, katekolamin, alkalin fosfataz, kolesterol, alanin aminotransferaz (ALT), ve demir seviyeleri yüksek bulunur. Yatarak uzanan bireyde serum interstisyel sıvılara kaçar. En uygun kan verme pozisyonu oturmaktır. Kan vermeden önce hormon ve doğum kontrol hapı dahil bütün ilaçlar terk edilmiş olmalıdır. Ölçülecek kimyasal maddeyi doğrudan etkilemediği biliniyor olsa bile bir çok ilaç karmaşık, zincirleme ve önceden kestirilemeyen reaksiyonlar zinciri ile bir çok biyokimyasal reaksiyonu değiştirebilir. Turnike bağlayarak damarı sıkmak ve veni kan ile şişirmek amacı ile hastanın yumruğunu sıkıp açmasını sağlamak derhal kandaki sodyum ve laktat seviyesini yükseltir. En doğru teknik turnikesiz kan almaktır. Bu mümkün olmuyorsa kol, turnike ile boğulur, damara girilir, turnike açılır ve uzun bir süre beklenir.
Sirkadyan ritm gözetilmelidir. – Büyüme hormonu, asit fosfataz, aldosteron saat 06 dan 15 e kadar yüksektir. – Transferrin 16:00 – 20:00 arasında maksimumdur. – ACTH, serum demiri ve kretainini 19:00’da , sabah 07:00 deki değerinin %130 una yükselir. – Eozinofiller öğleden sonra düşüktür, – lenfositler sabah maksimumdur, – lökositler sabahları maksimumdur. – Urobilinojen öğleden sonra maksimumdur. – Parat hormon sabah 08:00 de en düşüktür. – Kortizol uyku sırasında yükselmeye başlar. – Fosfat, BUN, hematokrit ve trigliserit öğleden sonra yüksektir. – Histamin sabah 11:00 de en düşük, gece 03:00 te maksimumdur. – Gebeliğin sonundaki alkalin fosfataz ve kortizol seviyesi gebeliğin başlangıcındakinin 3 katıdır.
Bazı maddeler gün içerisinde bir veya iki dalga şeklinde iniş ve çıkış salınımları gösterebileceği gibi bazı kimyasalların serum seviyeleri kare dalga şeklinde keskin salınımlar da gösterebilir veya puls katarları şeklinde paketler halinde salınabilir. Alkol alanlarda uzun bir süre boyunca kanda ürik asit, laktat, gamma glutamyl transferase, trigliserit, aspartat aminotransferaz(AST), biluribin, alkalin fosfataz ve daha bir çok kimyasal maddeyi yükseltir veya azaltır. Şişmanlarda CRP biraz yüksektir. Alkol muayenesi amacı ile kan alınırken ön kol derisi alkol ile silinmemelidir. Alkol içermeyen bir antiseptik ile silinmelidir
Kaynak: Norbert W. Tietz (Ed) Clinical Guide to laboratory tests 3rd edition. W.B. Saunders Company Pennsylvania, 1995