NEDEN HALİTOSİLDEN PARA ALMIYORUM

Para

Ülkemizde işe yarayan bir ağız kokusu gargarası bulunmadığını gördüm ve yıllar kadar önce ağız ve vücut kokularını gideren bir kimyasal formülü geliştirdim.
Formülü ücretsiz olarak kullanması için bir yerli firmaya verdim. Bu gün HalitosilZn ismi ile piyasada satılmaktadır. Kendisinden ücret istemediğim için firma bana borcunu ödemek ve teşekkür etmek amacı ile kutunun üzerine ismimi yazmış sağ olsun. Ben bunu talep etmemiştim.

Bana sık sık soruyorlar neden bu gargaranın satışından neden para istemiyorsun diye. İşte bunu anlatmak amacı ile bu yazıyı kaleme alıyorum.

Günümüzde doktorlar, diş hekimleri, eczacılar ve sağlık çalışanlarının içerisinde bir grup kardeşimiz veya hitabeti kuvvetli olan hekimler ücret karşılığında seminerler, toplantılar, kurslar düzenliyorlar, youtube videoları çekiyor, instagramda ürün reklamı yapıyorlar. Belirli bir ticari ürünü hedef alan bazı tıbbi bilgileri anlatıyorlar, bilimsel gerçekleri azıcık saptırıp reklamını yaptıkları ürünü kayıracak şekilde spekülatif yaklaşıyorlar konuya. Ya satılmasını istedikleri ürünü abartıyorlar veya minik bir tıbbi gerçeği abartıyorlar. Yönlendirilmiş abartı yapıyorlar. Bir videonun asıl hedefinin firmanın ürününün reklamını yaparak satış yapmasını temin etmek olduğu çok kolay anlaşılmasına rağmen bunu herkesin biliyor olmasına rağmen hiç kimse sesli telaffuz etmiyor. Hatta taktir ve hayranlıkla hipnotize olmuş gibi izliyor, tıklıyor, abone oluyor, hayranlıkla ürünün peşinden koşuyor. Stokholm sendromu gibi sanki.
Firma memnun. Ürünlerinin reklamını yaptırmış satışını artırmış, ticari pirim elde etmiş oluyor. Reklamı yapan sağlık çalışanı da öyle. Yani alan razı satan razı. Herkes memnun.

(Tıpkı kök kanalı dolgusunda kortizol kullanılmasının sakıncalı olduğu bilinmesine rağmen herkesin memnun olması gibi. veya karbamit peroksitin dişi tatmin edici şekilde beyazlatmadığını herkesin biliyor olmasına rağmen kimsenin şikayetçi olmadığı gibi)

Katılımcı ve firmayı anlayışla karşılıyorum ama bu senaryoda diğer rolleri doğru bulmuyorum. Paranın, sermayenin ve ilaç kartellerinin yönettiği bilim, toplum sağlığını sıkıntıya sokabilecek pozisyonlara kapı açabilir. Hangi firma daha fazla öderse o ürünün bilimi yapılacak demektir. Bilim ve eğitim kalite kaybetmiş olabilir.
Firmalar birbirleri ile rekabet yaparken hangi hocayı (sağlık çalışanını) tutacaklarını konuşuyorlar kendi aralarında.

İşte ben bu senaryoda reklam yapan, ürün tanıtan, paralı kurs veren sağlık çalışanı rolünü red ediyorum. Güvenilirliğimi ve hekim olarak dik duruşumu korumak, sadece bilime sadakat gösterdiğimi ifade etmek, parayı yok hükmünde kabul ettiğimi ortaya koymak için kendi geliştirdiğim ve patentini tescil ettirdiğim ürünün satışından para almıyorum. Para ile bilim arasında yeterince kalın bir duvar koyduğumu ve böylece hastalarıma güven verdiğimi düşünüyorum.

Kendi geliştirdiğim gargaradan ücret almayışımın sebebi budur. Bu sağlık çalışanları ile arama mesafe koymak için, onlardan uzak olduğumu kendime ve çevreme göstermek için, onurlu durmak, paranın emrinde olmadığımı tescil etmek, omurgalı kalmak için para almıyorum. Paralı senaristlerden intikam almak için para almıyorum.

Kutu üzerinde ismimin yazıyor olması bile beni reklamcı zannettiriyor olabileceğini sonradan fark ederek firmadan kutu üzerindeki ismimin kaldırılmasını istedim. Fakat Binlerce etiketi matbaadan bastırdıklarını bu isteğimi hemen yerine getiremeyeceklerini ancak yeni etiket bastırılacağı zaman kutu üzerinden ismimi silebileceklerini söylediler. Bu gün piyasada satılmakta olan ürünlerin üzerinde bir süre daha ismimi görmek mümkün olacaktır, zamanla bu isim silinecektir.

Şimdi reçeteme Halitosil yazarken güvendeyim. Sağlamım. Dimdik duruyorum. Hiç kimse para için kendi ilacını yazıyor diyemez. Hiç kimse para için ilacını övüyor diyemez. Hiç kimse reklam yaptığımı söyleyemez. Buna rağmen sorsalar bile geliştirdiğim ürünü tek başına telafuz etmiyor diğer ağız kokusu ürünlerinin isimlerini de belirtiyor böylece demokratik, davrandığıma inanıyorum.

Halitosil gargaranın satışından ücret almadığımın sebebi budur.
Ülkemizde bir eksiği giderdiğimi düşünüyorum.
Sordunuz anlattım.

YEMEKTEN SONRA FIRÇALAMAK İÇİN GECİKMEYİN

Yemekten sonra diş fırçalamak geciktirilmemelidir. hemen diş fırçalanmalıdır

Bir hipoteze göre yemekten hemen sonra fırçalamak sakıncalıdır. Bu hurafe kaynağını şu çalışmanın yanlış anlaşılmasından almaktadır:

66 tane çekilmiş dişten elde edilen 3mm çapında silindirik dentin parçaları 11 kişinin ağızlarına ortodontik parçalar kullanarak alt azılar bölgesine monte edilmiştir. Bireyler bu parçayı yemek yerken ve bunları fırçalamak için ağızlarından çıkarmışlar bunun dışında sürekli olarak ağızlarında bekletmişlerdir. Yemek yemek için ağızlarından çıkardıklarında bu dentin parçasını %0.9 tuzlu su içerisinde muhafaza etmişlerdir. Yemekten sonra ağızlarını suyla yıkayarak yeniden takmışlardır. Bu işlem 21 gün devam etmiştir.

Yemekten sonra gecikmeden diş fırçalanmalıdır

Her sabah kahvaltıdan en az 1 saat sonra bu dentin parçasını çıkarıp 50 ml Sprite Light markalı asit (pH 2.9) olan gazozun içinde 1.5 dakika çalkalayarak bekletmişlerdir. En erken 4 saat sonra gazoz banyosunu tekrarlamışlardır. 11 kişiden farklı bireyler dentin parçalarını gazoz banyosuyla aside maruz bıraktıktan 0,10,20,30, 60 dak sonra bu dentin parçalarını diş fırçası ile fırçalamış fakat bir tanesi aside maruz kalmasına rağmen hiç fırçalanmadan ağızda muhafaza edilmiştir. Dikkat ediniz aside maruz bırakılan dentin parçaları, fırçalama zamanını beklerken ağıza tekrar takılmış ve ağızdaki salyanın içerisinde yıkanarak yüzeyindeki asidin giderilmesi sağlanmıştır. Hatta bu amaçla bir yudum (30 ml) karbonatlı meyve suyu ağıza alındıktan sonra dentin parçaları yerine monte edilmiştir. Bu deneyde fırçalama işlemi elektrikli fırça ile ve florlu macun ile yapılmıştır. Deney için ayrılan 21 gün sona erdiğinde deney tamamen sona erdirilmiş, dentin parçaları çıkarılıp profilometre ile yüzeylerindeki dentin dokusundaki kayıp incelenmiştir. (Attin T, 2004)

Asitten kaç dakika sonra fırçalandığı Dentindeki kayıp (um)
0 (hemen) 23.6
10 37.9
20 31.8
30 18.5
60 15.3
Hiç fırçalanmayan 12.6

Buraya kadar sorun yok.
Şimdi sıkı durun

Şimdi yazar bu çalışmadan çıkardığı sonucu şöyle karara bağlıyor ve diyor ki: “dışa açılmış dentini korumak için aşınmaya sebep olacak erozif bir asitli gıdadan hemen sonra dişler fırçalanmamalıdır, en az 30 dakika beklenmelidir” diyor. Hatta daha ileri giderek benzer deneyi mine parçaları ile yapmış (Attin T, 2000) ve elde ettiği sonuçlarda minenin 1 saat sonra asitin etkisinden kurtulduğunu gördüğü için dişlerin yemekten 1 saat sonra fırçalanması gerektiğini tevsiye etmektedir.

Biz neden asit ile yumuşamış dert dokunun salya içerisinde asidinden kurtulmasını bekleyelim ki ???? Ağzımızı bir bardak su ile çalkalarsak asitten kurtulmuş oluruz.
Gözümüze ait sıçrasa, deterjan sıçrasa veya istenmeyen tahriş edici bir şey gözümüze temas etse, göz yaşının akarak gözlerimizi yıkamasını mı bekliyoruz? yoksa bol su ile gözümüzü yıkıyor muyuz?

Aside maruz kalan sert doku hemen fırçalandığında yüzeyindeki asit sebebi ile elbette aşınacaktır. Elbette salya içerisinde bekledikçe asitten kurtulacak ve fırçalamaya karşı daha dirençli olacaktır. Bu çok normaldir. Ancak buradan aside maruz kalan sert dokuyu çeşme suyu ile yıkayıp asitten kurtarmak varken neden salya içerisinde bekletip vakit kaybedelim? Bu kadar süre içerisinde ortamın bazikleşip kalsiyum çökelmesi ve sert dokuyu eskisinden daha dirençli hale getirmesi mümkün olmayacağına göre neden vakit kaybedelim ?
Üstelik bu rakamlara göre hiç diş fırçalamazsak en az aşınma ortaya çıkmaktadır?

İşte bu tuhaf ve yorum hatalı makale yüzünden bu gün sayısız insan şekerli gıda yedikten sonra ağzında asit ile dolaşıp, salyanın asidi uzaklaştırmasını 1 saat bekliyorlar. Muhtemelen bu gecikme yüzünden diş sert dokularını kaybediyorlar. Halbuki hemen ağızlarını su ile yıkayıp asitten kurtulmaları gerekir. Dişler yemekten hemen sonra fırçalanmalıdır. Salyanın asidi gidermesi gibi tuhaf ve akıl dışı bir sebep ile fırçalama konusunda gecikmemelidir. Beklenmemelidir. Oyalanmamalıdır.

TÜRK IŞINI HAKKINDA

Basında bazı yayın organlarında Türk Işını adı verilen bir uygulama ile korona virüsün akciğerden temizlenerek covid19 hastalığının iyileştirilebildiği yolunda bazı haberler okudum ve bir hekimin basın açıklamasını videodan izledim. Hem hekim hem mikrobiyolog olarak bir kaç söz söylemek isterim.

254 nm dalga boyundaki uv ışığının fiber optik kateterle akciğere (veya damara) sokarak virüsü etkisiz hale getirmek bir bilimsel anlamda geçersiz bir uygulamadır. Biyofizik derslerimiz boş geçince uv lambayı ışın kılıcı gibi kullanmaya şaşırmamak gerekir. Videoyu izledim; değerli meslektaşım nasıl da inanarak söylüyor. (Hurafe yayılmasın diye burada videonun linkini vermedim.)

UV lamba görülmektedir. Aslında ışık donuk soluktur göz ile silik seçilir fakat fotoğraf makinesi bu ışığı bu şekilde gösterir.
280 nm UV lamba
Normalde bu ışık gözle görünmez. Silik donuk mat mavimsi beyaz ışıktır. Fakat fotoğraf makinesi bu şekilde gösterir.

Bilinmelidir ki, Ultra viyole ışık, çok nadir bir kaç mikro organizma dışında hiç bir virüsü bakteriyi veya mantarı öldürmez. Ultra viyole ışığı ile mikrop öldürmeye çalışmak tıbbi mastürbasyondur. Bu ışık sadece mikroorganizma üremesini (kısmen) durdurur. Üstelik uzun süre maruz kalırsa kanser yapar, eritrosit hasarına sebep olur.

Bu hekim(ler) haklı olarak, ilk olmaya, sükse yapmaya, pirim, itibar, alkış (belki finansal destek) toplamaya çalışıyor olabilir. Ben bu hekim(ler)i değil, biyofizik eğitimi eksiğine sebep olan akademisyenleri sorumlu tutarım.

Biyofizik tıp eğitiminin en önemli derslerinden birisidir. Sadece ultra viyole değil, ayni zamanda, laser, optik, inra red, ceryan çarpması, MR, ekg, iyontoforez, radyoterapi, röntgen, tomografi, PET, ultra sonografi, tasniyon bakmak, kalp sesleri dinlemek, nabız saymak, stetoskop kullanmak, diş hekimliğinde virtalometre, apeks bulucu, diş çekmek ve daha düzinelerce tıbbi işlem biyofizik bilmeyi gerektirir ve derslerimiz çok zayıf öğretiler ile geçiştiriliyor, görmezden geliniyor, halının altına süpürülüyor, biyofizik yok farz ediliyor. Sonuçta bu oluyor: uv ile viroz tedavi edilmeye çalışılıyor.



DİŞ HEKİMLERİ İÇİN KORONA VİRÜS KORUMA REHBERİ

Korona virüs yüzeyinde radyal uzanan dikensi çıkıntıları vardır. Viryon çapı ortalama 57 nm dir.

Diş hekimleri aşağıdaki önlemleri alarak koronavirüs salgınından hem kendilerini hem de hastalarını koruyabilirler

Korona virüs yüzeyinde radyal uzanan dikensi çıkıntıları vardır. Viryon çapı ortalama 57 nm dir.
Koronaviryonu yüzeyinde radyal uzanan dikensi çıkıntıları vardır. Viryon çapı ortalama 57 nm dir.

Zorunlu durumlarda, meslektaşlarım ve yardımcı personel aşağıdaki önlemleri alarak meslek yaşantılarına devam edebilirler. Hiç bir önlem %100 koruyucu olamaz ancak bu önlemlerin klinikte riski en aza indireceğini düşünüyorum. Şunu hatırlamak gerekir ki; Covid salgını meslek uygulamamıza son vermemizi gerektirmez. Covid-19 pandemisi dahil hiç bir salgın ömür boyu sürmez.

Sterilizasyon

Zaten sürdürmekte olduğunuz alet ve yüzey sterilizasyon ve disinfeksiyon işlemlerine devam ediniz. Bunları buraya tek-tek yazmaya gerek yoktur.

Klinikte yüzeylerin temizliği

Klinikte metal ve kumaş yüzeyler hariç tüm yüzeyler için bu virüse en etkili disinfektan bakkalda satılan “hipo” dur. Çamaşır suyu diğer bütün mikroorganizmalar için olduğu gibi bu virüse de fevkalade üstün etkilidir. Yerleri ve yüzeyleri sık sık hipolu su ile siliniz. 1/10 sulandırma mümkündür zeminlerde daha konsantre de kullanılabilir, mesela 1/2.

Alkolik disinfektan kullanınız

Kumaş ve metal yüzeyler için alkolik disinfektanlar kullanınız. El disinfeksiyonu için kullanılabilecek ve yağ çözecek olan en etkin madde alkol içeren disinfektanlardır. Eller önce sabunla yıkanır.  Sonra alkollü disinfektan kullanılır.

Neden alkolik antiseptikleri seçiyoruz?

Koronavirüs yağ içeren bir zarfın içindedir. Bu yağ tabakasını çözen her kimyasal madde korona virüsü etkisiz hale getirecektir. Bu konuda alkol içeren antiseptikler değerlidir. Aklınıza gelen ve yağı çözen her madde bu virüsü etkisiz yapar. Deterjanlar ve alkoller yağı çözer. Bu virüsü etkisiz kılmasının sebebi budur.

Piyasamızdaki neredeyse bütün klorheksidin (CHX) gargaralarda zaten alkol vardır. CHX tek başına virüs üzerine yeterince etkili değildir fakat hazırlanma aşamasında şişe içerisinde çözücü olarak alkol kullanılmaktadır. Diş çekiminden sonra kullanılan genel amaçlı antiseptik gargaralardan eczaneden temin ediniz. Her hastaya çalışmaya başlamadan önce hastanın ağzını antiseptik gargara ile çalkalattırınız. Eczaneden satın alınan oksijenli su (%3) ile de ağız çalkalattırmak mümkündür. Çalkalama süresi 1 dakikadan uzun olmalıdır. Bu işlem ağızdaki mikroorganizmaları azaltacaktır. Böylece airotor ve ultrasonik kullanırken etrafa daha az mikroorganizma saçılacaktır.

Bir disinfektanın alkol içerdiğini nasıl anlarız?

Kutunun veya şişenin üzerindeki etikete bakınız. Etkili maddenin ne olduğuna bakınız. Kutunun üzerinde izopropil alkol, propanol, ethanol, etil alkol, formol ve kelime sonunda “-ol” hecesi ile biten kimyasallar bulunuyor olmasını alkol olduğunu gösterir.

Az eleman

Muayene odasına hastadan başkasını almayınız. Mecbur değilseniz yardımcı personel kullanmayınız. Daha az kişiye bulaşma riski olur. Muayene odasındaki insan sayısı arttıkça risk artar.

Güçlü bir aspiratör

Eğer güçlü bir aspiratörünüz varsa bunu aerosolleri toplayacak şekilde konumlandırabilirsiniz. Ancak dar ağızlı olması ve emiş debisinin gerekenden az olduğu sebebi ile genellikle yetersiz olacaktır. 

SULU ELEKTRİK SÜPÜRGESİ UYGULAMASI

Sulu bir elektrikli süpürgenin su deposuna hipo ilave edip borusunu uzatabiliriz. Süpürgeyi muayene odasına en yakın balkona koyar, borunun ucuna huni benzeri bir bol takıp hastanın sol eline verirsek bizi aerosolden koruyan oldukça başarılı bir sistem kurmuş oluruz

Buyrun size videolu anlatım resmi tıklayınız:

Sulu elektrikli süpürgesi, corona, covid-19, kovit, covit, corona virüs, d
Sulu elektrikli süpürgenin su deposuna hipoklorit ilavesi ile oluşturulan aspirasyon sistemi

Ticari aspiratör ile sulu elektrik süpürgesinin karşılaştırılması:

Ticari aspiratörler emdiği sıvıyı olduğu gibi kanalizasyona gönderdiği halde sulu elektrik süpürgesi emdiği sıvıyı hipolu suyun içinde disinfekte ederek kanalizasyona daha makul bir tıbbi atık oluşturmaktadır.

Ticari aspiratörler her ne kadar atılan havaya mikrop filitresi takılma opsiyonu veriyor olsa bile atmosfere çıkacak virüsleri filitre edemeyebilir. Çükü filitresi 157 nm por çaplıdır, virüs ise 57 nm dir. Halbuki sulu süpürgede emilen hava hipolu suya çarptırılmaktadır. Virüs partiküllerinin buradan kurtulma şansı zayıftır.

Muayene odasının havalandırılması ve klima sorunu

Muayene odasında klima çalıştırmak fevkalade önemli bir risktir. Havadaki virüsü emer ve odanın en uzak noktasına kadar fırlatır, püskürtür, taşır. Hava ne kadar sıcak veya ne kadar soğuk olursa olsun muayene odasında klima çalıştırmak sorun yaratacaktır.

Muayene odasında bulunan pencere(ler) açılmalı ve önüne vantilatör konulmalıdır. Vantilatör odanın dışına doğru havayı üfleyecek şekilde çalıştırılmalıdır. Karşılıklı açılan pencereler sebebi ile hastanın ağzından hekimin yüzüne doğru olabilecek hava hareketlerine izin verilmemelidir.

Emdiği havayı tekrar odaya iade eden filitreli sistemlerin ne kadar güvenli olduğu söylenirse söylensin tedirgin edicidir, çekinceli karşılamak gerekir. En güvenli sistem odadan emdiği havayı odanın dışına verendir.

Korona virüs gözden bulaşabilir

Bunu hiç unutmamak gerekir. Kenarı kapalı gözlük veya siperlik kullanmak şarttır.

Protez ve ölçüler

Aldığınız bütün ölçüler ve laboratuara gidecek olan bütün protez ve kaşıklar hipolu su içinde 10 dakika bekletilip daha sonra bol su ile yıkanmalıdır. (Bu süreyi uzatabilirsiniz). Laboratuardan gelen protezler de ayni işleme tabi tutulmalıdır. Alçı parçaları da hipolu suya sokulmalıdır. Mikroorganizmalar alçı gözenekleri içerisine yerleşebilirler.

Maske

Kullandığımız bez maskeler fevkalade değersiz koruma yapar. Bu virüs 40-160 nm çapındadır. Ortalama çapı 57 nm dir. Maskedeki delikler 1000 nm dir. Her bir delikten en az 10 tane virüs rahatça geçebilir. Bu maskeler sadece pulverize olan su damlalarını engellediği için damlacıklar üzerine yüklenen mikroorganizmaları tutar. Damlacıklar bez amskeye yapışır. Suyunu terk eder, su kuruduktan sonra viral partikül bez maske üzerinde serbest kalabilir ve solunum yoluna ilerleyebilir. Siperlik kullanmak bu kötü senaryoya kısmen engel olacaktır.

N95 maskeler biraz daha koruyucudur. Fakat virüsü engelleme kabiliyetleri mükemmel değildir. Pahalı, zor bulunan ve kısa ömürlü maskelerdir.

Ultra viyole lamba

Korona virüs, bir RNA virüsüdür ve ultra viyole ışıktan hasar görür. Hasta yok iken muayene odasında bir (kaç) ultra viyole lamba yakabilirsiniz. Elektrikçiler çarşısında 8 ve 30 watlık UV lambalar satılır (tanesi 60-90 TL). Bu konuda diş hekimliğinde biyofizik isimli eserde çok fazla detay bulacaksınız.

UV lambaları kullanan hava arıtma sistemleri yeterince güvenli değildir. UV ışık girgin değildir. Mikroorganizmaları öldüreceği kesin değildir.

 Burada etki mekanizmasını bulacaksınız

Ozon

Ozon üreten küçük portatif cihazlar oda havasının disinfeksiyonu amacıyla kullanılabilir. Muayene odası boş iken ozon gazı üreten cihazı 1 saat çalışır durumda bırakıp hasta kabul etmeden önce odayı havalandırabilirsiniz. Diş depolarında ozon gazı üreteci satılmaktadır.

Şunu hatırlamak gerekir: ozon gazı difüzyon yolu ile yayılır. yeterince girgin değildir. Her mikroorganizmayı öldüreceği kesin değildir. Ozon kullanarak emdiği havayı temizlediği iddia edilen cihazlar yeterince güvenli değildir.

Otoklav sorunu

Otoklavlar hem vakum, kompresyon ve kurutma sırasında bulunduğu odanın havasını emer ve sterilize edilen aletleri kurutmak amacıyla kullanır. odanın havasındaki mikroorganizmaları emmesin diye üreticiler bakteri filitresi kullanmışlardır.  Yani otoklav odadaki havayı emerken bakteri filitresi içinden çeker böylece bakteriler steril aletlere temas etmemiş olur. Fakat bura noktada bir problemimiz var:

Bakteri filitresi 0.3 um por çapına sahiptir. Yani 0.3 um den küçük parçacıkları engelleyemez. (0.3 um = 300 nm) yapar. Halbuki korona virüs ortalama olarak virüs 57 nm çapındadır ve bakteri filitresinden kolayca geçerek otoklavın sterilize ettiği aletlere ulaşabilir. Bu problemin 3 türlü çözümü olabilir:

1- Otoklav, havada virüs tehlikesi bulunmayan bir odada çalıştırılmalıdır.  2- Otoklavın kurutma programı çalıştırılmamalıdır 3- N tipi otoklav kullanılmalıdır

Genel kurallar

* Elinizi vücudunuzdan uzak tutunuz.

* Her fırsatta elinizi sabunlayınız veya eldiven değiştiriniz.

* Muayene odasında hava koşulları ne olursa olsun pencereyi açık bırakınız

* Tekrar kullanmak zorunda kalırsanız tıbbi maskeleri ütüleyebilirsiniz. Hem por çapı küçülür hem de dekontaminasyon sağlanır. Fakat N95 maskelerin tekrar kullanımları mümkün olmayabilir.

* Konuşmanız gereken durumlar dışında klinikte dudaklarınızı kapalı tutunuz. Ağızdan nefes alıp vermeyiniz.

* Klinikte hiçbir şey yemeyiniz içmeyiniz

* Gözlerimiz virüsün giriş kapısıdır. Gözlerinizi gözlükle koruyunuz.

* Yüz maskesi (siperlik) kenarlardan hava akımı ile virüsün göze ulaşmasına engel olamaz. Çalışırken kenarları kapalı gözlük de kullanınız.

* Hasta ile tokalaşmayınız. Gövdeleriniz arasındaki mesafeyi en uzak tutunuz

* Her hasta gittikten sonra disinfektan spreyi ünit ve aletler üzerine uzaktan püskürtünüz.

* Hastanın oturduğu, dokunduğu ve eşyasını bıraktığı yüzeyleri gözlerinizle takip ediniz ve dokunduğu her yeri aklınızda tutunuz. Hasta gittikten sonra oraları disinfekte ediniz.

* Hastalar birbirini görmeyecek kadar seyrek randevulanmalıdır. Bir hasta gittikten sonra diğeri gelmelidir.

* Muayene odasına hastadan başkasını almayınız. Refakatçı dışarda kalmalıdır. İnsan sayısı arttıça bulaşma riski artar. Muayene odasında daima en çok varsa yardımcı personel, hekim ve hasta bulunmalıdır.

* Tulum veya boydan önlük giyilmelidir. Steril olmayan, tercihen sıvı geçirimsiz ve uzun kollu olmalıdır.

* Bone, ayak koruyucu kullanın.

* Giyerken sırasıyla önlük- maske- gözlük- yüz koruyucusu – eldiven giyilir. Çıkarılırken sırası ile eldiven, gözlük, yüz koruyucu, önlük çıkarılır. Odadan çıkıncaya kadar maske çıkarılmaz.

* Klinikte bir yüzeye hastanın vücut çıkartıları (salya, kan, göz yaşı, balgam) bulaştıysa, hastayı gönderdikten sonra infekte materyali temizlemek için önce kendi elinizi sabunlayın. 2 tane eldiveni üst üste giyin, kirli materyali asla yerinden hareket ettirmeyin, tek kullanımlık bez veya kağıt havlu ile temiz yerden başlayarak kirli yere doğru temizleyin ve infektif materyali kırmızı torbaya koyarak düğümleyin, torbanın düğümünü tekrar açmayın.

* Muayene olan Hasta(lar) bitince mesai sonunda banyoda duş alarak yıkanın.

* Alkol almayın sigara içmeyin. Alkol, eğer içilirse bağışıklık sistemini çökertir kolayca hasta olmamızı sağlayabilir.

* Elinize yüzünüze bol yağlı kremler sürerek havadaki virüsün yapışmasını artırmayın. Sakal ve bıyık da temizliği zor yüzeyler oluşturur.

* Bütün kullanılmış aletler sterilizasyondan önce 10 dakika bir hipo içinde beklemelidir. (Bu süre uzatılabilir)

* Mümkünse yardımcıeeprsonel kullanmayınız. Onun da riske girmesini engellemiş olursunuz.

* Ölçü kaşıkları, ölçüler, ısırılmış mumlar hipo kabında 10 dak beklemelidir

* Alçı döküldükten sonra teknisyene yollamadan önce 10 dak hipoda beklemelidir. (teknisyene bulaşmasın diye)

* Teknisyenden gelen alçı, kuron ve kaşıklar hipoda 10 dakika beklemelidir

* Her hastada çift eldiven takılmalıdır. Hasta gidince infektif materyali dıştaki eldiven varken temizleyiniz. Dıştaki eldiveni atıp diğer eldivenle gemel temizlik temizlik yapınız.

* Her hastadan sonra yerler hipo ile silinmelidir

* Her hastadan sonra kullanılan kapı tokmağı, musluk başı, çekmece kulpları spreylenir veya hipolanır

* Her hastadan sonra Kreşuar, bardaklık, peçetelik, kirli pamuk kavanozu, oral kameranın ucu, reflektör sapı, tablet sapı, aspiratör sapı hipo emdirilmiş bezle silinir veya spreylenir.

* Röntgen filmini ağızdan çıkar çıkmaz 3-5 dak hiponun içine batırılır

* Aerosole sebep olacak işlemlerden kaçının Çok mecbur olmadıkça ultrasonik ve airotorun pedalına basmayınız. Bunu yaparsanız havaya binlerce su damlacığı saçıldığını ve bu damlacıklardan bazılarında korona virüs bulunabileceği ihtimalini hatırlayınız

* Burnunuzdaki ıslaklığı giderecek ilaç (antihistaminik, kortizollu sprey damla, hap) ve uygulamalardan (sık sümkürmek), kaçınınız (varsa) burnunuzdaki ıslaklığı muhafaza ediniz.

* Aşırı tedbire meğil etmeyiniz. Buruna tuzlu su, karbonat, okyanus suyu, bitki suyu çekmek veya gereksiz vitamin proteinler , antibiyotikler kullanmak önceden kestirilemeyen sonuçlar verecektir. Bağışıklığı güçlendirmek amacı ile tuhaf bitkiler ve paramedikal uygulamalardan uzak durmak gerekir

* Halkı galeyana getirmeyiniz.

* Öncelikle kendiniz galeyana gelmeyiniz. Panik yapmayınız. Her salgının yükselme ve plato dönemleri vardır. Normal seyrinde giden ve mortalitesi %3.5 olan bir salgın yaşıyoruz. Trafik kazalarında bundan daha fazla insanımızı kaybediyoruz. Sakin olunuz, ama önlemleri gevşetmeyiniz.

Düzeltilmesinde fayda olan yanlış inanışlar:

1- gazozun içinde kinin bulunduğu ve kininin virüslerden koruduğu zannedilmektedir. Virüs ilacı olan hidroksiklorokin ile gazozdaki kinindihidroklorit farklıdır. Virüsten koruyacak diye gazoz içilmemelidir.

2- Ultra viyole lamba ve ozonun kroyuculuğu zayıftır. Ancak diğer önlemler alındıysa bunların destekleyici bir faydası olabilir.

3- Korona virüs üzerine en etkili madde hipodur.  Sonraki sırada deterjan ve alkol(ler) gelir. Sonra oksijenli su, poviodin iyot gelir. Oksijenli su çabuk bozunan bir yapıya sahiptir.

4- Havayı filitre eden cihazların filitreleri 300 nm çapına kadar inmektedir. Virüs 40-120 nm olduğuna göre bu cihazlar yeterince etkili olmazlar. 

5- Klorheksidin gargaralar içinde bulunan klorheksidin çok az da olsa virüs üzerine etkilidir. Fakat bu gargaralarda asıl etkili olan üretim sırasında içine ilave edilen alkoldür.

6- hava nemlendirici cihazların içine disinfektan ilave edilmesi uygunsuzdur. Buharlaşan kimyasalı solumak zorunda kalabiliriz. Su içeren hava akımları partikülleri uzağa taşıyacaktır.

Hipokloroz asit ile yüzeyi disinfekte etmek mümkündür fakat pulverize edilip odanın içerisinde soğuk plazma veya sisi oluşturmak solunum yollarımız bakımından emniyetli olmayabilir.

Havayı iyonize eden cihazlara da gerek olmaz.

7- Bol su içmenin virüs veya hastalık üzerine hiçbir etkisi yoktur

8- Bazı bitkisel ilaçlar, aromatik yağlar, gereksiz yere önceden kestirilemeyen lokal bağışık zayıflıklara sebep olabilir. Virüsün girişini kolaylaştırma riski vardır.

9- Koruyucu olarak yenilecek hiçbir besin veya alınacak hiç bir ilaç yoktur. İnternetteki bilgi kirliliğinden korunmak gerekir.

10- saç kurutma makinesi ile burunu kurutmak veya ısıtmak virüsün yayılmasına ve tutunmasına yardım eder. Sağlımızı bozar.

 

Dr. Diş Hek Murat Aydın http://drmurataydin.com

16.3.2020

KEBAP-ŞALGAM-RAKI-FESTİVAL

KEBAP FESTİVALİ Mİ? RAKI FESTİVALİ Mİ?
Rakı festivaline tepki gelince ismini kebap festivali yaptılar ama bu bir alkol gecesiydi.

Kebap-Şalgam festivali adı verilen sözüm ona kutlamalar bundan 2 yıl kadar önce “Rakı festivali” olarak başladı. O gün, akşam olduğunda yemek sektöründeki esnaflar kapı önüne tezgahlar atıp kebap pişirmeye ve rakı servisi yapmaya başladı. Sabahlara kadar içtiler kebap yediler. Mevsim gereği soğuk olmasına rağmen sokaklara kadar taşan kebap masaları ve içki sofralarını hatırlıyorum.

O kadar çok içki içildiği zaman neler olacağı bellidir. İnsanların alkole bağlı olarak beyin faaliyetleri yavaşlayınca sokaklara dökülüp nara atmaya başladı, kavgalar çıktı, tatsızlıklar, alkollü araç kullanmaya şehir için bağlı trafik kazaları, hakaretler, küfürler, amacını aşan bağırtılar, çirkin ilişkiler, sapık ve sapkın taşkınlıklar… Kavgaların bir kısmını hemen orada ayırdılar, bir kısmı karakolda barıştı, pek azı adliyelik oldu. Kayıtlara geçmediği için mağduriyetler yok sayıldı.

İşin psikolojik bir boyutu vardı. İnsanlar nasıl olsa festival diyerek veya yılda bir gün diyerek, daha çok rakı içti. Portakal festivali yaparsanız portakal satışı artar. Aynen bunun gibi rakı festivalinde insanlar rakı içtiler. Alkolü terk edenler bile o gece alkole yeniden başlamak üzere alkol perhizlerini bozup sarhoş oluncaya veya kusuncaya kadar rakı içtiler. Kimbilir belkide alkolü bırakan ve tedavi olan alkolikler bile yeniden alkolik olmaya bahane bulmuş olabilirler. Yaşları genç olanlara bile alkol teklif edildi, alkole özendirildi, cesaretlendirildi, zararlı olmasına rağmen.

Alkol alan insanda kısa vadede beyin ve irade yavaşlar, muhakeme kısmen ve hatta tamamen ortadan kalkar. Uzun vadede beyin hücreleri ölür. Karaciğer hücreleri ölür. Metabolizma bozulur. İnsan, infeksiyonlara ve sayısız hastalığa açık hale gelir. Görme, işitme, algılama, yorumlama yeteneğini kaybeder. Alkol, insanı her türlü fenalığa, sapıklığa ve sapkınlığa hazırlar. Alkol insanı her türlü suça hazır hale getirir. Şişeler kasalar dolusu rakı içen bir şehir düşünün. İşte durumumuz böyleydi.

Geçtiğimiz sene, ülke, bölge yönetimi ve aklı başında insanlardan tepki göstermiş olmalı ki, festivalin ismini değiştirdiler. KEBAP ve ŞALGAM festivali yaptılar. Rakı kelimesini gizlediler. Aslında isim değişikliği rakı festivali olma özelliğini gizleyemedi. Yine alkol alan halk sokaklara taşacak kadar geniş alanlara rakı sofrası kurdular. festival yine rakı festivaliydi ama ismini kebap festivali olarak değiştirmişlerdi.

Bu sene buna izin vermeyen Adana Valisine teşekkür ederim

 

 

 

 

YUMUŞAK DİŞ FIRÇASI YETERSİZDİR

YUMUŞAK DİŞ FIRÇASI YETERSİZDİR

Yumuşak diş fırçalarının ağızda yaptığı temizlik mikrop plaklarını yerinden kaldırma konusunda yetersizdir. Elinize yağlı bir tabağı alıp pamuk veya daha katıolan sünger ile temizleyecek olsanız hangisi ile daha kolay temizlik yapabilirsiniz?

İşte mikrop plakları da diş yüzeyine yapıştığında sümüksü bir yapı oluşturur ve yağlı tabağa benzer. Yumuşak bir diş fırçası yetersiz kalabilir. Daima orta sert fırça ile yukarı aşağı yönde diş fırçalanmalıdır. Elips, daire veya vektörel (yöne bağımlı) diş fırçalama teknikleri halkın kafasını karıştırıp diş fırçalamaktan soğutmaktadır. Halk karmaşık diş fırçalama tekniklerine zorlanırsa diş fırçalamaktan nefret etmekte, tırsarak vaz geçmektedir. Oldukça basit yöntemler önerilmeli, uygulanabilir şeyler istenmelidir. “Fırçayı yukarı aşağı yönde sallayınız”.  Hepsi bundan ibaret.

Öyle şüpheleniyorum ki:
Büyük diş fırçası firmaları: çabuk eskisin , atılsın, yenisi alınsın diye fırçaları yumuşatıyor veya kılları suda dağılan bir malzemeden üretiyor olabilir. Yumuşak fırçaları ön plana çıkarıyor, diş hekimlerine yumuşak fırça tanıtıyor, yumuşak fırçaları cazipleştiriyor, yumuşak fırça yazmaları konusunda diş hekimlerini teşvik ediyor, bu yönde abartılar yapıyor, belkide finanse ediyor, yumuşak fırça lehine makyajlı bilgilendiriyor diye şüpheleniyorum. Bu sebeple yumuşak fırça sektörde kendine haksız bir yer buluyor olabilir.
Hatta daha da fazlası dikkatimi çekiyor: Tanınmış markaların diş fırçaları (üzerinde orta sert yazanlar bile) ikinci diş fırçalamadan sonra dağılıyor. Çabuk eskisin, çabuk yumuşasın, daha kısa zamanda temizlik yapamaz olsun böylece daha çok satılsın isteniyor olabilir.
Banat orta sert compact modelde (şimdilik) bunu görmüyorum.

Kaynak:
Aydın M, Mısırlıgil A. Ağız Mikrobiyolojisi. MN Nobel Kitap evi, 2012, Ankara
Aydın M. Ağız kokusunu anlamak ve sınıflamak. Turkiye Klinikleri J Oral Maxillofac Surg-Special Topics 2016;2(1):5-16

 

MÜKEMMELİYETÇİLİK

MÜKEMMELİYETÇİLİK
hipokondriyaza veya obsesyona ilerleyen bir hastalık

Bu durum toplumda giderek yaygınlaşmaya başladı. İnsanlar gereksiz olduğunu bilse bile en mükemmelin peşinde olmaya devam ediyor, kılı kırk yarıp, her parçayı yeniden 40 yarıp her birisinin mükemmel olmasını istiyor. Mükemmeli elde edemiyor ve mutsuz oluyor. Elindeki ile yetinmek, bu defa bu kadar olsun daha ilerde daha güzel olacak diye mevcuda razı olmak artık az görülen bir meziyet olmaya başladı