BİRİSİNE SORDUĞUNUZ ZAMAN ONU YETKİLENDİRMİŞ OLURSUNUZ
Çoğunlukla bilmeden birilerine kendimiz ile ilişkili sorular sorarız. İşte bu sorma işlemi aslında karşınızdakine yetki verir. Sizin üzerimnizde yönetme ve hüküm verme ehliyeti verir, başkasının sizin işinize müdahale etmesi ve karışmasına ruhsat verir, cesaret verir, başkasını davet eder. Eğer bunu istemiyorsak başkalarına kendimiz hakkında soru sormaya kısıtlama getirmekte fayda vardır
Odanın havalandırması iyi mi? Dediğiniz zaman odayı soğutup ısıtacağınız karşınızdakinin 2 dudağının arasında demektir. Oda fazla sıcak derse soğutmaya, fazla soğuk derse ısıtmaya hazır olmalısınız. kendinizi muhatabınızın inisiyatifine emanet ettiniz demektir. Benim saçlarım yeterince düz mü? diye sorarsanız saçlarınızın akibetini muhatabınızın kararına indekslediniz demektir. Çok düz olmuş derse dalgalandırmak, çok dalgalı olmuş derse daha düzleştirmek için örtülü biçimde taahhütte bulunmuş olursunuz.
Yemek yemeli miyiz derseniz yemeğe oturup oturmayacağınız hatta ne yiyeceğinizi ipotek etmişsiniz demektir.
Bir ağız kokusu hastası “ağzım kokuyor mu” diye sorarsa muhatabı onu yönetmek isteyebilir. Evet kokuyor deyip esir alabilir. Bunu bir silah olarak kullanabilir. kendisine mahkum edebilir. Psikolojisini olumsuz yönde etkileyebilir.
Sorduğunuz her soruda karşınızdakini size müdahale etmeye biraz daha cesaretlendirirsiniz. Siz sorunca kendi hayatınıza ve kararlarınıza ortak ettiniz ve kararınızı muhatabınızın vicdanına emanet ettiniz demektir.
DİŞ HEKİMLERİNİN TIBBİ ATIKLARI PARA İLE TOPLANIR OLDU.
Bütün şehir kanlı pamuklarını keskin ve sivri parçalı atıklarını, kimyasal maddeleri ve mikrop taşıyabilen çöplerini serbestçe belediyeye veriyor iken yetkililer yakaladıklarını öpüyor, diş hekimlerinin atıklarını para ile topluyor. Bu adil, uygulanabilir, sürdürülebilir, makul değildir.
Floresan ampulun içinde civa vardır. Her gün şehir bazında yüzlerce bozuk floresan ampul çöpe atılıyor ama nedense diş hekimlerinin civası para karşılığı toplanıyor
Şehirde binlerce onbinlerce milyonlarca kadın yaşıyor, hepsinin her gün kanlı petleri çöpe atılıyor ama nedense diş hekimlerinin kanlı pamuğu para ile toplanıyor
Camcılar fevkalade keskin ve sivri cam parçalarını çöpe atıyor. Bir tek parçaya bile dokunsanız elinizi parçalar, sivri ve keskin cam kırıkları çöpe atılıyor. Ama nedense sadece diş hekimlerinin ampul kırığı para ile toplanıyor.
Ayakkabıcılar, inşaatcılar, marangozlar, döşemeciler her gün çivi ve zımba tellerini çöpe atıyor. Ama sadece diş hekimlerinin injektörleri problem oluyor.
Her gün boyacılar, kaportacılar onlarca kilo boya artığını çöpe atıyor. Sadece diş hekimlerinin kimyasal atıkları para ile toplanıyor.
Marketlerden atılan bozuk etler, kokmuş balıklar akıl almaz şiddette infeksiyon kaynağıdır, bulaşıcı hastalık yayabilir. Onlar problem olmuyor, otoklavlanmıyor da 0.5 cm3 kist mi problem oluyor? Marketin mantarlar ile kokuşmuş gıdası çöpe gidiyor sadece diş hekimlerinin çekilmiş dişleri para ile toplanıyor.
2017 yılına kadar kaç kişi diş hekimi çöplerinden zehirlenmiş ki, bundan sonra diş hekiminin kimyasal atıkları problem olmuş. ?
Bize gelinceye kadar oto kaportacılarına, camcılara, klimacılara gitsinler. Bu haksızlığa olur veren, bu zulüme sessiz kalmayı başaran kurumsal yapılarımıza da şaşıyorum yani. Tabelanın yarı çapı gündem oluyor da buna neden itiraz edilmiyor ?
Yetkilendirilmiş cahiller yakaladığını öpüyor, biz de yanağımızı uzatıyoruz, öp beni der gibi.
4- Tebriz’den (İran) Hasan Bey Hadi’nin Turuz sitesinde taranmış halde binlerce kitap var. Özellikle dil ve etimoloji alanında kolleksiyon çok zengin.. Sitede İran’da basılmış Türkçe kitaplar da yer alıyor. Dil/etimoloji meraklıları için özellikle tavsiye: www.turuz.com
5- Paha biçilmez bir fotoğraf arşivi: Hollandalı tarihçi ve mimari uzmanı Machiel Kiel Balkanları dolaşıp Osmanlı eserlerini tek tek fotoğraflamış (50-60’lar). Bu eserlerin bir kısmı bugün ya yok olmuş; ya da yok olmak üzere: http://www.nit-istanbul.org/kielarchive/index.php
6- Şu linkte hat sanatına ait kıymetli epey eser var (binden fazla): Meraklısı için çok kıymetli bir arşiv
8- Dünyanın en büyük harita kolleksiyonu: Modern dönem haritalarına ilaveten; son 5 asra ait 67.000 civarında tarihî harita şu linkte: https://www.davidrumsey.com/
9- ABD Kongre Kütüphanesi II. Abdülhamid’in fotoğraf arşivini dijital olarak yayınlamış. 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başlarındaki Osmanlı coğrafyasından toplam 1823 fotoğraf/baskı şu linkte: http://www.loc.gov/pictures/search/?st=grid&co=ahii
10- Osmanlı coğrafyasına ait fotoğrafların da yer aldığı çok kıymetli bir görsel kolleksiyon. Gertrude Bell arşivi: NewCastle Üniversitesi kütüphanesindeki bu arşivde 19. yüzyıl sonu ila 20. yüzyıl başında çekilmiş binlerce fotoğraf yer alıyor. http://gertrudebell.ncl.ac.uk/photos..php
15- 2 milyondan çok fotoğrafın yer aldığı, konu, başlık ve bölgelere göre tarama yapılabilen çok önemli bir fotoğraf kolleksiyonu: (Türkiye’yle de ilgili binlerce fotoğraf var) https://www.europeana..eu/portal/en/collections/photography
16- Prof. Mükrimin Halil Yinanç’ın kütüphanesi vârisleri tarafından Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’ne bağışlanmış (memleketi: Maraş’ın Elbistan kazası). Mükrimin Halil Yinanç Kütüphanesi’ndeki taranmış kitaplara şu linkten online erişebilirsiniz: http://kutuphane.ksu.edu.tr/yinanc..htm
18- Münih’teki Bayerische StaatsBibliothek adlı çok büyük kütüphane taranmış binlerce eseri online paylaşıma açmış.
19. asır öncesinde basılmış Türkiye/Osmanlı ile ilgili kitapların çoğu bu kütüphanede var, erişim şu linkte: Konulara göre tarama imkânı mevcut https://www.bsb-muenchen.de/en/
22- Project Gutenberg, dünyadaki en büyük ücretsiz online-kütüphanelerden biri: Sol taraftaki menüden konulara ve yazarlara göre tarama yapılabiliyor. Bu site üzerinden şu an itibariyle taranmış 54.000 civarında kitaba bedelsiz erişim mümkün. http://www..gutenberg.org/
23- Yakup Kadri ve arkadaşlarının 1930’larda çıkardığı Kadro dergisinin bütün sayıları taranmış olarak şu linkte:
(“Kadro” dergisi, Kemalizm’in sol yorumu açısından önemli bir ekoldü.)
Dövme tıbbi ve sosyal bakımdan mahzurludur. Dövme yapılmamalıdır. Özenti, moda, sükse yapmak veya başkaları beğensin diye vücudun çeşitli yerlerine mavi, kırmızı, siyah, mor gibi çeşitli renklerde karikatür, amblem, marka, resimleri yapılır, imza atılır veya çeşitli yazılar yazılır. Bunlara dövme adı verilir. İğneler batırılarak kimyasal maddeler deri altına verilir. Bu görsel lekeler doğal yollarla asla uzaklaşmaz.
Örneğin Ahmet isimli sevgilisinin ismini omuzuna dövme olarak yazdıran bir kadın, ömrünün sonuna kadar omuzunda bu yazıyı taşımaya kendisini mahkum etmiş demektir. Kısa, kısır, zayıf ve dar bir bakış açısıdır. Kendisine pranga vurmuş, kendisini mecbur etmiştir. Ahmet’ten ayrılacak olsa bu yazıyı sildirmesi çok zordur. Hayatının ilerleyen döneminde bu lekelerden kurtulmaya karar verirse laser ile kısmen silinebildiği söylenmektedir. Kişi toprağa verilirken bile vücudunda bu lekeler kalır. Dövme yaptıran kişi,bir anlık, dönemlik, mevsimlik veya bir sezonluk bir fikir ve heves uğruna bedeninde kalıcı bir kirlilik yaratmış olur.
Dövme yaptırmak sağlıksız bir olaydır. Sayısız hastalık dövme yapımı sırasında bulaşabilir. AIDS başta gelir. hepatit ve diğer kan hastalıkları listede alt sıralarda yer alır. Dövmeler mahalle arasında, sağlıksız, eğitimsiz kişiler tarafından pislik koşullar altında yapıldığı gibi, sosyetik kesime hitap etsin diye sözüm ona bakımlı steril koşullarda da yapıldığına tanık olmak mümkündür. Sağlık konusunda sıfır eğitimli dövmeciler her arzu edilen yere dövme yapmaktadır.
Dövme yapılırken santimatrekareye yaklaşık 9 mg boya verilir. Mavi boya olarak copper phthalocyanine isimli toksik bir madde kullanılır. Dövmeciler buna pigment B15:3 boyası adını verir. Veya Cobalt aluminate boyası kullanılır
Güneş ışığı ile temas edince zehirli maddeler olan 1,2-benzene dicarbonitrile, benzonitrile, benzene, ve çok zehirli olan hydrogen cyanide (HCN) açığa çıkar. Dövmeden kurtulmak amacı ile bu boyanın ruby (yakut) laser ile giderilmesi sırasında yine ayni zehirli maddeler ortaya çıkar. Dövmede kullanılan diğer boyalarda zehirli maddeler ortaya çıkarma özelliğine sahiptir.
Dövme boyaları metal içerir. Demir, Alüminyum, Krom, Kadmiyum, Cva, Manganez, Çinko, Titanyum, Kadmiyum, Bakır, Kobalt.
Kahverengi boya :Ferric oxide Yeşil boya: Chromium oxide Kırmızı boya: Cadmium sulfate ve Mercury sulphate Mor boya: manganese Beyaz boya: titanium dixide ve Zinc diokside Sarı boya:: Cadmium sulfide
Sağlık, sosyal, dini, etik, ve mental bakımdan dövmeye ihtiyacımız olduğunu sanmıyorum.
(Kaynak: Schreiver I, Hutzler C, Laux P, Berlien HP, Luch A. Formation of highly toxic hydrogen cyanide upon ruby laser irradiation of the tattoo pigment phthalocyanine blue. Sci Rep. 2015 Aug 5;5:12915. doi: 10.1038/srep12915.)
Giderek artan diş hekimliği fakülteleri eğitim verecek eleman sıkıntısı çekmekte, neredeyse yeni mezun sayılacak kadar genç ve tecrübesiz kardeşlerimiz hoca olup diş hekimi yetiştirmektedir.
TÜRK DİŞ HEKİMLİĞİ KİBİR KISKANÇLIK TESİRİNDE GİDEREK KÜÇÜLMEKTEDİR
Diş hekimliği eğitiminin kalitesi azalmakta, daha az bilgili öğrenciler mezun olmakta, bilim seviyemiz giderek azalmakta, eksik eğitimin getirdiği eksik hizmet ve eksik/yanlış tedaviler giderek artmaktadır.
Diş hekimleri basitmi basit, kolaymı kolay vakaları dahiliyeciye, hastahaneye sevk ediyor. yetersiz ve eksik eğitildiği için. Örneğin hamile veya süt veren kadına reçete yazmak, periodontal apse veya aft sebebiyle dahiliye doktoruna yollamak gibi.
Akademisyenler bürokratik yük altında kalıp bilim yapamıyor bu sebeple kendisi yapamadığı bilimi öğrenciye de öğretemiyor. Okulda öğretilenlerin neredeyse (en iyimser ihtimal ile) %60 ı teorik gereksiz yükten ibaret olup pek azı gelecekte muayenehanede kullanılabilecek uygulamalara bilim zemini oluşturacak şekilde düzenlenmiş derslerden oluşmaktadır.
İlgisiz ve uzak konular öğretilmeye zorlandıkça, diş hekimliği öğrencileri derslerde öğretilenleri gelecekte kullanmak için değil sınıf geçmek için derse giriyorlar, ezberliyorlar, sınavdan günler sonra unutuyorlar. Mezun olunca hayatın acı gerçekleri ile yüzleşiyor ve bu yük ağır geldiği için paramedikal uygulamalara sapıyor, eksik ve kusurlu hekimlik yapıyorlar.
Hastalara para hedefli indikasyonlar konuluyor. En fazla para getiren hangi müdahale ise diş şikayeti olan halkın ağzına gereksiz müdahale ve tedaviler yapılıyor. Örneğin kanal tedavisi yerine implant, ortodonti yerine lamineyt yapmak gibi.
Diş hekimliğinde başıboşluk hüküm sürüyor. Bilim sahibi olan ve para hedefli çalışmayan , mesleğini hakkı ile yapan meslektaşlarımı tenzih ediyorum. Ancak deneyimli bir diş hekimi olarak bu yazıyı kaleme almayı hak ettiğimi zannediyorum.
Bu meslek şöyle kurtulur. Yüce önder Atatürk’ün kendisini emanet ettiği hekimler böyle yetişir::
1- Akademisyenler (ki bu yazıda bilim adamlarını temsil ediyorlar) bürokratik yükten uzaklaştırılmalıdır. Bilimi öğrenmeli öğretmelidir. Bunu yaparken etik kurallara uymalıdır.
2- İki sene arka-arkaya bilim yayını yapmamış bütün akademisyenler görevden alınmalı, aşağıdan gelen genç beyinlerin önündeki pıhtı uzaklaştırılmalıdır. Üreten öncelikli olmalıdır.
4- Öğrencilerin gelecekte kendi kliniklerinde kullanacağı pratik bilgiler öğretmeli, hiç bir kullanım alanı olmayan örümcekli bilgileri öğretmekten vaz geçilmelidir, bundan şiddetle kaçınılmalıdır.
5- Akademisyenlerin bazı bilgileri paralı kurslarda öğretmek üzere kasıtla derslerde gizlememelidir. Akademisyenlerin eğitimde inandırıcı ve ikna edici olmaları için, prestijli ve saygın olmaları için, sevilip sayılmaları için, firmaların şemsiyesi altına girmekten uzak durmaları gerekir.
6- Diş hekimliği fakülteleri 6 seneye çıkarılmalı, dr ünvanı verilmeli/hak edilmelidir. Bu gün ne doktoruz ne de değiliz. Arafta bekleyen ruhlar gibi bedensiz ve kimliksiziz. Devlet bile diş hekimi istihdam ederken bordroya ne yazacağını bilememektedir.
7- Öğrenciler gelecek bilinciyle disiplinli çalışmalı, ve gayret etmelidir. Devamsızlık, boşvermişlik, kaytarma, değersizleştirme, siyaset, (mesleki bile olsa) her türlü örgüt faaliyetleri, ve buna benzer zararlı oyalanmalardan uzak durmalıdır.
8- Hayata atılmış hekimler fakülte ile dirsek temasını kaybetmemelidir. Daima okumalıdır, internet grupları, email ortamları, dost sohbetleri gibi birlikte olunan her fırsatta bilimsel varlıklarını ve deneyimlerini meslektaşlarına çıkar gözetmeden açmalıdır
9- Bu kurtuluş reçetesinde kurumsal örgütlerin görevi, yeri, katkısı olmadığı açıktır. Bunların çözüm üretmek adına yapacağı her teşebbüs mesleğimizin geleceğini daha fazla sıkıntıya sokabileceğinden, ülke genelinde zorlayıcı kararlar alması sona ermelidir. Meslekteki rol ve varlıkları yeniden değerlendirilmeli ve azaltılmalıdır. Diş hekimlerine meslek örgütünden istifa edebilme özgürlüğü getirilmelidir. “Bu örgüt beni temsil etmiyor” diyebilmeli ve maruz kaldığı yaptırım ve zorlamalarından muafiyet özgürlüğü tanınmalıdır. Hiç kimse kendisini temsil etmeyen bir kuruma üye olmaya mecbur tutulamamalıdır.
10- Firmalar sattıkları ürünün Türk malı olanlarına öncelik tanımalı, kendi ülkemizde yabancı ürünlerin benzerlerini üretmeli ve buna cesaretlendirilmelidir. Sattıkları her ürünün Türkçe yazılmış prospektüsünü bulundurmalıdır. Bire-yüz kar oranı ile 2 tane satmak yerine daha makul bir kar oranı ile daha çok sayıda satış yapmayı hedefleyen bir politika izlemelidir. Bu uygulama diş tedavi fiyatlarının azalmasını ve hizmetin halkın kılcallarına ulaşmasına katkı verecektir.
11- Hiç bir diş hekiminin mesai saatlerine, tabela boyutlarına ve tabela yazı formatına veya içeriğine karışılmamalıdır. Zorlayıcı hiçbir kanun veya tüzük bulunmamalıdır. Her diş hekimi eğer arzu ediyorsa tabelasına vesikalık fotoğrafını bile koyabilmelidir. Tabelasına canının istediği her yazıyı yazdırabilmeli, istediği her fiyatta çalışabilmeli, istediği her içeriği veb sitesinde yayınlayabilmelidir. Buna engel olmaya çalışmak mutlak ve kesin bir kıskançlık ve kibirdir. Türk diş hekimliğine en çok zarar veren şey kibir, sükse ve kıskançlık olmuştur.
12- Diş hekimliği ülke siyaset ve politikalarından uzak tutulmalıdır. Meslek örgütleri siyasi parti faaliyeti yapmamalı, hükümet veya siyasi konulardan en uzak yerde adreslenmelidir. Siyasete meraklı meslektaşlarımız meslek örgütlerinden ayıklanmalı, meclise girmek üzere uygun görecekleri bir partiye üye olmaya davet edilmelidir.
13- Fakülteler mezun ettikleri öğrencilere (ve isteyen her diş hekimine) belirli bir ücret karşılığında kurslar vermelidir. Örneğin diş hekimleri implant uygulamasını avuç dolusu para ödeyerek implant firmasının lise mezunu görevlisinden değil, daha makul bir ücret ödeyerek fakülte çatısı altında bir akademisyenden öğrenmelidir. Mezun olmuş hekimlerin bilgilerini canlı tutmak meslek örgütlerine terk edilemeyecek kadar ciddi bir görevdir.
Öyle inanıyorum ki bireyin ağzında çok sayıda gereksiz işlem yapılıyor.
Ağızda yapılan bu gereksiz işlemlerden bazıları zararlı ve geri dönüşü de yok. Mesela basit bir çapraşıklık için genç bireyi ortodontiye yollamak ve dişlerin doğallığını korumak yerine lamineyt yapmak moda oldu. Bütün lamineytler yeteri kadar beklenirse kuron olur. Ancak pırıl pırıl dişlere kıyılıyor.
Ben buna bozuluyor ve içerliyorken şimdilerde endodontiyle kurtulacak dişler çekilip implant yapılmaya başlandı. Akut pulpit bireyin diş çekimine ikna edilmesi en kolay olan dönemdir. Ağrısı şiddetli olan hastaya sunacağınız teklifler genellikle kabul edilir. Çünkü hasta bu ağrıdan kurtulmak için herşeyini vermeye büyük paralar ödemeye hazırdır. Bir çok ağrılı diş göz görerek çekiliyor implant uğruna.
Öyle şüpheleniyorum ki: Günümüzde, ülkemizde, gerektiği için yapılan işlem sayısı, gereksiz yapılanların yarısından bile az olabilir.
Bunun 3 sebebi var. Birincisi diş hekimi az, eksik ve hatta yanlış eğitiliyor. Haklı olarak mezun olduktan sonra mesleğin hekimlik kısmı ile ilgilenmek istemez oluyor. Günü kurtaran anlık çözümler, fast-food zaferler peşinde olmak zorunda kalıyor. Sükse, para, prestij peşinde koşuyor.
İkincisi diş tedavisi yaptırmak isteyen bireylerin (hasta demedim, onlarda bir hastalık yoktur ve onlar hasta değildir) işporta talepleri oluyor. Halk mesleki derinlik sahibi olmak zorunda değildir. Çapraşıklığının 1 günde giderilmesini talep edebilir. Halkın içinden gelen bu basit teklifler yadırganamaz ve bu bireyler suçlanamaz. Fakat biz hekimler onlara doğru olan çözümleri anlatmalı bireyi doğruya yönlendirmeliyiz.
Üçüncüsü sistemin kendisi bu yönde bir eğilim yaratıyor. Diş hekimliği malzemeleri %100 den fazla kar ile satılabiliyor. Çünkü diş hekimleri yetersiz eğitildikleri için ne satın aldıklarını bilmiyorlar. Satıcıların söylediklerine inanmak zorunda kalıyorlar. Biyofizik dersinde otoklavı öğretmeyince diş hekimi satıcının söylediği prion programını üstünlük zannedip kendisine işaret edilen otoklavı satın alıyor. Mikrobiyoloji dersinde dezenfektanların içerik ve isimlerini öğretmeyince satıcının söylediği ithal ve gereksiz pahalı ürünleri satın alıyor. Diş hekiminin gideri yükselince ödediği parasını geri kazanmak istiyor ve para peşinde olmak zorunda bırakılıyor.
Biz diş hekimlerinin yukarıda saydığım hastalıklarının tedavisi fakültelerimizdeki eğitimin, pratiğe dönük ve yeterli derinlikte uygulanması ile başlar. Reçetesi budur.
Diş hekimliği fakültesi öğrencilerinin durumu zannedildiği kadar parlak değildir
Diş hekimliği fakültesi öğrencileri okul dışında meslektaş ağbi ve ablalarının mesleki bilgi ve deneyimlerine kapalı olmalıdır.
Fakülte dışında görev yapan ve bilhassa ücret karşılığı diş tedavisi yapan kurumlarda çalışan diş hekimlerinin bilgi ve deneyimleri öğrenciyi bozar. Çünkü piyasada hekimlik yapanlar az veya çok bilimsellikten taviz veriyor olabilirler. Kendi kurdukları sistemdeki hatalarını gidermek üzere bazı kompansatör mekanizmaları işletiyor olabilirler. Ve bunları alışkanlık haline dönüştürmüş olabilirler. Daha kötüsü: meslekte doğru olan uygulamanın bu olduğunu zannetmeye başlamış olabilirler. Öğrencilerin böyle bir hekimi lider kabul etmesi, peşine takılması bu öğrenciyi mesleğinin en başında yanlış yörüngeye oturtacaktır. Daha çok pratiğe dönük, daha az bilimsel ve daha çok para kazanmaya yönelik bazı ip uçları, kısa tedavi yolları, ve mesleğin işporta mekanizmalarını öğrenebilirler. Hatta işporta pratik bilgiler yerine gereksiz teorik bilim yüklediklerini zannedip hocalarına karşı bilenirler, okuluna ve eğitim sistemine karşı güvensizleştirir, sorgulayıcı davranmaya başlar. Bunu istemeyiz.
Öğrencinin piyasa hekiminden öğrenikleri flaş, etkileyici, cazibeli görünebilir. Öğrenci, piyasa hekiminden öğrendiklerini hayatın sırrı gibi mucizevi ve bir çok kapıyı açabilecek sihirli bir anahtar gibi görebilir. Bu duygu ve düşünceler ile kendi okulunda öğrendiklerini gereksiz bir yük olarak görmeye başlayacaktır. Bir anlamda kendi okuluna yabancılaştırılıp kışkırtılmış olurlar. İşte bunlar arzu edilen gelişmeler olamaz.
Öğrenciler mezun oluncaya kadar sabırlı olmalı kendi hocalarının söylediklerini ve öğrettiklerini (yanlış veya gereksiz bile olsa) doğruymuş gibi kabul etmeli, sınav sorularına onların yanlışı ile yanıt verip mezun olmalıdır. mezun olduktan sonra okumaya başlamalı ve asıl mesleki eğitimin diplomayı aldıktan sonra başlayacağını içselleştirip duyumsamalıdır.
Bilhassa diş hekimliği oda ve kurumsal yapılarının gençlik kolları adı altında fakülteler bünyesinde oluşturdukları yapılanmalar öğrenciler için mesai kaybı olabilir. Öğrenciler, bu örgütlenmelerden, piyasa hekiminden uzak durduklarından daha fazla uzak durmalıdırlar.
Akademisyenler tarafından eski, gereksiz, örümcek bağlamış,ansiklopedik bilgilerin derste nakarat edilmesi faydasızdır, hatta zararlıdır.
Şimdi olaya tersten bakalım: Akademisyen bürokratik ve akademik yük sebebi ile okumaya vakit bulamaz. Bir ay içinde okudukları da zaten bir elin parmaklarını geçmez. Hep ayni ekolun ve sahip olmaya zorlandığı makamın gereği olan kaynakları okur, ingilizcesinin el verdiği kadar. Birilerine yaranmak zorundadır, birilerinin dümen suyunda gitmek, ona hoş görünmek, kendini ona ispat etmek durumundadır, kadrosunu düşünmeli, doçentliğini garanti etmelidir. gerekirse başkasının ayağına basmaktan çekinmez, kendi ayağına basılmasına karşı önlem almak zorundadır, akademik yaşantımız bunu gerektirir. Bu mayın tarlasında yol alırken kendisinin bile öğrenmeye fırsat bulamadığı şeyleri öğrenciye elbette öğretemez. Okuyamaz ki öğrensin? Kendi öğrenciliğinden kalan bilgi kırıntılarını sınıfta cephane olarak kullanır. Tek atımlık barutu vardır. Sınıfta onu harcar. Yıllar içinde nakarata girer. her sene ayni şeyi anlattığını kendisi de bilmektedir ama yapacak başka bir şeyi de yoktur. Kendisi de zayıftır ama makamı kuvvetli olduğu için herkes onu en fazlasını biliyor zanneder. O da bunu çaktırmaz. Zaman ilerledikçe kendi bile bir şeyler bildiğine inanmaya başlamış olabilir. Öğrencileri bomboş yetişirler. Mezun olan öğrenci diş hekimi olma sağ duyusundan yoksundur. İlaç tanıtımcıları, depocular, teknisyenler ve dr gogıl arasında gider gelir. Bir şeyler öğrenmeye çalışır. Bu koşullar altında öğrenci piyasada bu mesleği yapan ağbi ve ablalarına bizzat akademisyenlerin yetersizliği sebebi ile itilmiş olur.
Öğrenci kendi hocasının yanlışı ile mezun olmaktadır. Akademisyen yanlış biliyorsa, derste tutarsız konuşuyorsa, iki dersin hocası çelişiyorsa, öğrenci gördükleri ile okudukları arasında köprü kuramıyor ve tatminsizlik yaşıyorsa, kısa sürede bunu fark edip fakülte dışında arayışa başlamaktadır. Fakülteden uzaklaşan ve kaçan öğrencinin sorumlusu akademisyendir ! Tutarlı ve gerekli bilgiyi verseydi, öğrenci bilgiyi dışarda aramak zorunda kalmayacaktı. Çalışan pırıl pırıl nadir bazı akademisyenleri tenzih ederim.
Doğrusu şu olmalıydı.: Akademisyen koltuk, kadro kaygısı veya hasta sayısı değil yıl içinde yaptığı yayın sayısı ile makam almalıydı. Uluslar arası yayın yapmayan akademisyen 2 sene sonra makamından uzaklaştırılmalıydı. Profesör bile olsa. Akademisyenler örümcek bağlamış ansiklopedik bilgi değil pratiğe yönelik teori öğretmelidir. Derste öğretilen herşeyin klinik uzantısı bulunmalıdır. Eğer ders ile klinik arasında böyle bir pozitif ilişkilendirme yapılamıyorsa, o teorik bilgi dersten ve programdan çıkarılmalıdır. Böylece öğrenciler piyasadaki meslektaş ağbi ve ablalarından uzak durabilirlerdi. Mesleğini doğru yapan, ilaç firmalarının rüzgarıyla eğilmeyen, bir hekim nesli yetiştirmiş oluruz. Bu hekimler aptal hurafelere kapılmaz, abartılmış palavraları gerçek zannetmez. Dik durur. Yüce önder Atatürk “beni Türk hekimlerine emanet ediniz” derken böyle hekimleri kast etmiş olmalıdır.
Düşündüm yazdım. Sürç-i lisan ettiysem siz yenisini yazın.