Saç kılı hakkında az bilinenler

Saç kılının daha önce farkına varmadığımız bazı özellikleri vardır. Bunları biliyor muydunuz?
Saç kılının 3 tabakası bulunur 1) kütiküla, 2) korteks ve 3) medulla. Korteks melanin isimli boyalı bir protein tanecikleri bulundurur. Bu protein tyrosin isimli amino asitten sentezlenir hem saçın rengini hem de sağlamlığını verir.

Şimdi saçımızın renginin nasıl ortaya çıktığını görelim:
– Kızıl saçtaki rengi pheomelanin verir.
– Saçtaki kahve-siyah rengi veren kıl korteksindeki eumelanin dir.
– Sarışınların kılında ise hem eumelanin hem pheomelanin bulunur (Whitting, 2008).

Bir saç kılının yaşam döngüsünde 4 aşama vardır
Anagen: Folikül içinde melanin üretimi vardır.
Catagen: geçiş dönemidir. Kıl büyümesi durur. Folikül tabanından ayrılır ve kısalır
Telogen: istirahat konumudur folikülden ayrılmaz ama büyümez de. Bu aşamanın sonunda çoğu kıllar birinci aşamaya anagen aşamasına döner.
Exogen : Telogen safhasından çıkamayan bazı kıllar folikülü terk eder. Dökülür. Hergün 50-100 saç kılı kaybedebiliriz. 2-5 ay sonra bu kıllar yerine gelir. (Nikfar S, 2024)

Saçın yapısında bulunan melanin proteinini pek seven sayısız mantar vardır. Bu mantarlar ve miçelyumları saç kılının medullasına yerleşerek kılın korteksinde bulunan keratini kemirir ve bununla belenir. Keratini kaybeden kıl rengini ve sertliğini kaybeder. Cılız, dökülgen ve beyaz saç kılları ortaya bu şekilde çıkar

KAYNAKLAR

Whitting DA. Hair Growth and Disorders Editors: Peytavi UB, Tosti A, Trüeb RM. 2008 Springer, https://doi.org/10.1007/978-3-540-46911-7

Nikfar S, Mozaffari D. Hair, Editor(s): Philip Wexler, Encyclopedia of Toxicology (Fourth Edition), Academic Press, 2024, Pages 107-111, ISBN 9780323854344,
https://doi.org/10.1016/B978-0-12-824315-2.00594-7.

Şeker diş çürütmez

Herkes şekerin diş çürüttüğünü zannediyor. Çocukluğumuzdan beri bize şeker diş çürütür dediler. Yanlış biliyorlar. Şeker diş çürütmez. Ağızdaki bakterilerden ortaya çıkan asitler dişleri çürütür. Fakat hiç şeker yemese bile bakteriler başka besinlerden yine asit üretir ve çürütür. O halde çocuklara şekeri yasaklamak yerine diş fırçasını öğretmek gerekir.

Bakteriler ağza giren karbonhidratları Emden Mayerhof yolu üzerinden asitlere ve enerjiye dönüştürmeyi sever. Çünkü, şeker çok küçük bir karbonhidrattır ve bakteriler tarafından kolayca asitlere dönüşür. Fakat dikkat ediniz yegane karbonhidrat şeker değildir, ekmek, nişasta, meyve ve bütün unlu mamüller bir karbonhidrat deposudur. Durduk yere şekeri hedef göstermek haksızlıktır.

Sayısız insan ve hatta sayısız hekim çocuğa ve hatta erişkinlere şeker yemeyi yasaklamakta veya sınırlamaktadır. Bu konuda toplumsal bir savrulma yaşıyoruz. İçi boş hurafelerle kendimize karanlıkta işporta çözümler arıyoruz. Şeker yemeyince diş çürümez zannediyoruz. Şekeri kısıtlayınca toplum sağlığına katkıda bulunduk zannediyoruz, en azından kendimizin veya çocuğumuzun diş sağlığını korumuş olduk zannediyoruz.

Burada doğru hedef insanlara diş fırçalamayı öğretmektir. Yemekten sonra hiç beklemeden dişler fırçalanmalıdır Burada diş hekimliği öğrencileri için adım-adım diş çürümesini anlattım. Kocaman dişin nasıl un gibi toz haline geldiğini izleyiniz

Diş hekimliğinde hangi özel durumda hangi antibiyotik

Diş hekimliğinde ağız içi infeksiyonlarda hangi durumda hangi antibiyotik?

Diş hekimliğinde oral patojenlerin neler olduğu genel olarak bellidir. Bunların genellikle hangi antibiyotiklere duyarlı oldukları ve hangi antibiyotiğin peri-dental ve peri-oral dokulara daha iyi penetre olabildiği de bellidir. Bu kurallara uygun şekilde aşağıdaki yol haritasını uygulamak başarıya götürebilir


Özel durumlarda ne yapacağız?
Mesela emziren anne, gebelik, yaşlılarda veya 12 yaş altı çocuklarda hangi antibiyotiği seçeceğiz? Böyle vakalar karşımıza çıkarsa aşağıdaki yol haritasını uygulamak en makul olan yoldur

Burada yazan bilgiler diş hekimliği öğrencilerine hitap eder, meslektaşlara fikir vermek içindir. Halka hitap etmez. Muayene ve tedavi yerine geçmez. Hasta iseniz hekiminize gidiniz. Her durumda doğru antibiyotik değişir. Doğru antibiyotiği hekiminiz size verecektir.

PORSELEN KALINLIĞINI ÖLÇMEK

Diş kaplaması metal ve porselen tabakalarından oluşur. Biz diş hekimleri porselen kaplamaların metal tabakasını yapım aşamasında kumpas ile ölçebiliyoruz fakat bitimden sonra porselen tabakasının kalınlığını bilemiyoruz.
Bu yazıda bitmiş bir porselen kaplamanın yüzeyinde bulunan porselen tabakasının kalınlığını nasıl ölçebileceğimizi anlatacağım.

Aliekspres sitesinde bulduğum bu cihaz 5 Mhz frekansında ultra sonik dalgalar yolluyor ve metalin yüzeyine çarparak geri dönen dalgaları yakalıyor. Reflektif sinyalin dönüş gecikmesinde ortaya çıkan zaman farkına bakarak metale olan uzaklığı hesaplıyor ve ekrana veriyor.
Aynen kadın doğum doktorlarının fetusun boyunu ölçtükleri sistem kullanılıyor. Kadın doğum doktoru ultrason ile bebeğin boyunu ölçtüğü yöntem ile biz porselen tabakasının kalınlığını ölçüyoruz.

Kalınlık ölçen alet
Kalınlık ölçen cihaz ile bir diş kaplamasının porselen tabakasının
kalınlığının 0.19 mm olduğu görülüyor.

Bir porselen kaplamayı elinize almanıza da gerek yoktur. Ağızın içinde duran kaplamanın porselen kalınlığını da ölçebiliriz. Ağıza yaklaştırılır. Porselen kaplamaya temas ettirilir. Ekranda sayı belirir ve dıt sesi duyulur. Görünen sayı mikrometre cinsinden porselen tabakasının kalınlığıdır.
Plastik malzemelerin kalınlığını ölçemez fakat metal yüzeyine uygulanmış her türlü kaplanın kalınlığını ölçebiliyor. Yeter ki kalınlığını ölçmek istediğiniz tabaka bir metalin yüzeyinde bulunsun.
İmplantın titanyum metali hidroksil apatit kaplıdır. Bu cihaz ile implantların yüzeyindeki hidroksil apatit kalınlığını da ölçebiliriz.
Kullanım alanı hayal gücünüz ile sınırlıdır.



Kalınlık ölçen cihaz ile gözlük çerçevesinin üzerine yapılan ve metale
sarı rengi veren boya kalınlığının 0.17 mm olduğu görülüyor.

Diş hekimliğinde biyofizik dersleri boş geçtiği için biz diş hekimleri bu ve buna benzer cihazların diş hekimliği alanında kullanılabileceğini akıl edemeyebiliyoruz. Bu yazı ile umarım diş hekimi ve diş teknisyenlerine ulaşırım.

HACAMAT VE SÜLÜK UYGULAMALARININ ÇAĞDAŞ TIPTAKİ YERİ

         Koskoca hastahaneler, akademik kariyeri olan doktorlar ve ara sokaklardaki berberler, insanlara şifa vaad ederek vücutlarına kan emen solucan yapıştırıyorlar.
         Bu işte bir tuhaflık var.
         İşin aslını inceleyelim kapsamlı bir şekilde hacamat ve sülük uygulamasını masaya yatıralım:

Ortaçağ ve daha eskilerde kötü ruhların ve şeytanların insan vücudundan uzaklaştırılmasını hedefleyen baız uygulamalar vardı. Bunlardan bir tanesi insanı keserek kanını akıtmaktıu. Bu sebeple sayısız insan öldü ama şeytanın çıkarılması gerekiyordu ve insanları kanatmaya devam ettielr.İnfeksiyon gelişmesi veya hipovolemik şoka girmek hafif komplikasyonlardı. Sayısız insan öldü. ancak kötü ruhlarla mücadele bitmedi.

Kötü ruhları ve şaytanları uzaklaştırmak amacı ile insanları ateşte yakmaya başladılar. üstelik bunu din adına kilise eliyle yapıyorlardı. Kişinin içinde şeytan olduğunu söyleyip  cadı ilan ediyorlar ve meydanda kurulan bir ateşin içine atıyorlardı.
         Şimdi yeniden eskiye dönelim tıp tarihine bakmaya devam edelim:

İran’dan başlayan bir akım cam parçaları veya daha sonra metal keskin bıçaklarla insanların şifa bulması amaıcna yönelik olarak kanatmaya devam ettler. Hacamat bu şekilde tarihte yerini aldı. Hacamatçı şifacılar para kazanıyorlardı.ş Yeni bir sektör gelişti.

Bu gün benzer bir sektör vardır. Özel hastahaneler hatta devlet kurumlarında bile alternatif tıp başlığında hacamat uygulanmaktadır. Yani OrtaÇağdan bu güne değişen pek bir şey olmamış görünmektedir. Bilimsel açıklama sorulduğu zaman hacamat ile dokuya uygulanan tembih, stimülasyon veya mekanik uyarı sebebi ile dokunun kanlanması artar ve doku iyileşir şeklinde zayıf bir bilim savunması görüyoruz. Eğer keserek stimüle ediyorsak kanamayı, infeksiyonu zedelenen dokuyu ne yapacağız ? Ayrıca bu stimülasyonu cildi fırçalayarak bile elde etmek duruken neden insanları kesiyoruz ??

İlerleyen yıllarda kanın rengi ve kanamanın bolluğu ve ziyaretçi veya hasta refakatçılarının kandan ve kanamadan olumsuz etkilenmesi tiksinmesi, ürpermesi, çekinmesi, tedirgin olması sebebi ile hacamattan çekinme dönemi başladı.

Bu durumda sektörden para kazananlar yeni bir icat yaparak kanamayı yapan ve emdiği kanı dışardaki izleyicilere göstermeyen bir solucanı keşfettiler. Bu solucan (sülük) kanama yapıyor kanatıyor kanı dışarı alıyor ama karnında biriktirdiği için dışardan görünmüyordu. İşte tam aranılan şeyi bulmuşlardı.

Amerika başkanı hacamat sebebi ile öldü
         Amerika’nın kurucusu George Washington, hacamat sebebiyle öldü. Hacamata olan ilgi tamamen kayboldu. Evet yanlış okumadınız. George Washington, gripal infeksiyon ve boğaz ağrısı sebebiyle hacamat yaptırdı ve öldü. Doktoru Dr. Craik’in, Washington’un 12-12-1799 da ölüm nedeninin çok fazla kan alınması olabileceğini açıklamıştır.(Weinberg F.1994) (Chernow 2010)

İngiltere kralı prens II.inci Charles hacamat sebebi ile öldü
54 yaşında iken hacamat kanamasından 1685 yılında öldü. (Parapia LA, 2008) (Roberts J, 2015)

Kan emen solucanların taksonomisi
         Sülük denilen kurt benzeri solucanlar, Clitellata sınıfının, Hirudinidae familyasının Hirudo genusuna aittir. Kahverengimsidir ve 20 cm ye kadar uzayabilir. Bu genusta yer alan H. verbana veya H. medicinalis Tekirdağ’ın Mürefte kasabasında üretilmektedir.
         Hem erkek hem dişi gametler içeren yaklaşık 60-100 tane dişleri bulunan kan emebilen hayvanlardır. Dokuyu bu dişlerle keserler 3 tane çenesi olduğu için ısırdığı yerde Y harfi şeklinde yara bırakırlar. 5-15 ml kan emebilir. Üretildiği ortamda ne kadar bol kurbağa varsa o suda yaşayan sülüklerin daha iyi olduğuna inanılmaktadır. Yosun ve alglarin bol olması da sülük ticareti yapanlar tarafından tercih edilmiştir. Sülük yetiştirilen suda ne kadar yosun varsa sülük o kadar tercih sebebi olmuştur. (Ibn-Sina, 1593) Bunlardan öyle anlıyoruz ki, herhalde en tercih edilen sülük kurbağa ve yosunlu sularda yetişendir.

Kan emen solucanların Uygulandığı yerler
        Kan dolaşımının artmasının arzu edildiği her dokuya ya hacamat veya sülük uygulanmış. Örneğin kesilen organın yerine dikildiği durumlar, postoperatif iyileşme sırasında kan akımının artması arzu edilen plastik cerrahi yaraları, süperfisyal variköz venlerin drenajı, kan pıhtılarının ortadan kaldırılması amacı ile şifacılar tarafından kullanılmıştır. Heparinik etkisi sebebi ile hekimler tarafından kas krampları, tromboflebit, osteoartrit için kullanılmıştır. (Frodel JL, 2004) FDA tarafından 2004 te tıbbi cihaz kategorisine alınmıştır.
(Bu yazının başlığında yer alan sülük fotoğrafı Hackenberger PN, 2019 ‘dan alınmıştır.)

Kan emen solucanların verdiği zararlar
         1. Alerji ve anafilaksi:
         Sülük salyasından kana sayısız protein geeçr . Bunların neler olabileceği önceden kestirilemez ve herhangi birisi anafilaksi dahil alerjik reaksiyonlara sebep olabilir.
         2. İnfeksiyon:
         Sülük ile büyük bir sıklıkla Aeromonas genusundan bakteriler bulaşmaktadır. A. hydrophila,  A. veronii, Proteus vulgaris, Morganella morganii olarak tespit edilmiştir. bunlar bağırsak bakterileridir. Sülükten bulaşan diğer mikroplar Aeromonas (57.1%), Enterococcus (42.9%), Proteus Vulgaris (42.9%) Morganella morganii (28.6%), Corynebacterium (14.3%), Candida parapsilosis (14.3%) tir. (Kruer RM, 2015)
         3. Vücudun içine kaçabilir:
         Sülük hareket edebilir. Akciğer burun kulak veya her türlü vücut oyuntusundan içeri girebilir. Ve orda kan emmeye devam eder.
         4. kanamalar yapabilir:
         Sülüğün yaptığı kanama bilinen kanama durdurucular ile engellenemez.

Sülüğün salyasında etken madde saflaştırılıp sterilize edilmiş olarak satılmaktadır. Mikrop taşıyıcısı solucanların salyasını kullanmak yerine bu steril ürünleri kullanmak daha çağdaş bir yöntem olabilir.

Sülük uygulanan hastalarda en sık rastlanan problem Aeromonas isimli bir bakterinin insana bulaşmasıdır (Pourrahimi M,2020)

Sonuç:
         Hacamat adı verilen damarı kanatarak veya solucanlara kan emdirerek sözüm ona şifa dağıtma yöntemi kötü ruhlar ve cadı yakma geçmişinin üzerine inşa edilmiştir. Bunlar tam bir orta çağ uygulaması olup, tıbbın geriye gidişinden ibarettir. Bu uygulamalar artık modern tıp tarafından çok özel birkaç tıbbi durum dışında herkes için terk edilmiştir. (Rosie M, 2001) Örneğin eritrosit sayısının hızla azaltılması gereken hemochromatosis, polycythemia vera, porphyria cutanea tarda durumlarında hekim kontrolunda kan alınabilir. Bunun ismi hacamat değildir. Phlebotomy adı verilir.
         Kan akıtmanın sahte bilim olduğu gösterilmiştir. (Chen PD,2011) (Lone AH, 2011) Halen bazı durumlarda kullanılmaya devam edilmektedir.        

Adana sıcakları

Adana gündüzleri 45, gece 30 derece. Rutubet 80 lerin altına düşmüyor. Uyum gösterdik. Mutasyon geçirdik Yaşar Kemal’in sarı sıcaklarına.

Sıcaktan pantolonumuz bacağımıza yapışıyor. Gömlek sırtımıza iyice yapışıyor en seksi şekilde. Ter iki kaşımızın arasından süzülüyor, varsa gözlüğün burun köprüsünün arasından geçiyor, ya sümük benzeri damlayışla kucağımıza damlıyor veya biz elimizin tersiyle siliyoruz.

Yolda yürürken gölge bir yer arıyoruz. Hangi kaldırımda daha fazla gölge varsa veya daha fazla rüzgar alıyorsa o kaldırıma geçiyoruz. İki apartman arasından geçerken acaba biraz rüzgar eser mi bu boşluk sebebiyle diye beklenti içine giriyoruz. Azıcık rüzgar varsa adımlarımızı yavaşlatıp sıcak kavurucu rüzgarın getirdiği ferahlama hissine biraz daha maruz kalmak için adımlarımızı yavaşlatıyoruz.

Sivrisinekler vazgeçti artık, tropikal canlı olmasına rağmen Adana’yı terk etti. Artık kırlangıç görmüyoruz havada. Sıcağa uyum göstermiş bir kaç tropikal kedi var arabaların altında gölgede. Evde klimanın altından çıkmıyoruz. Klima ile yatıyoruz, iş yerinde klima ile çalışıyoruz, elektrik faturasına çoktan razıyız, 3 katı fatura gelse yine razıyız. Klimanın sesi ninni gibi geliyor uyurken. Oda sıcaklığı 26 ya 28 e düşse bile oh deyip halimize şükrediyoruz. Uyum gösterdik. Bu sıcağa ve rutubete uyum gösteren bir yaşam formuyuz. Adeta mutasyon geçirdik. Biz Adana mutantları haline dönüştük.

Hep söylemişimdir. Sıcak iyi bir şey olsaydı Allah cehennemi sıcak yapmazdı.

Selam olsun soğuklara. Soğuk bir nimettir.

Apartmana kameralı ziller güvenli değildir

Apartmanlara takılan kameralı kapı zili aslında güvenliği artırmıyor tam tersine apartman daha güvensiz oluyor, hırsızlara ve gaspçılara açık hale geliyor.

Nasıl çalışır:
Kameralı kapı zilinin nasıl çalıştığını mutlaka hepimiz biliyoruz ama hatırlamak anlamında yazıyorum. Bu bir güvenlik kamerası değildir. Kayıt tutmaz. Hırsızın yüzünü videoya çekmez, kayıt etmez. Bu anlamda güvenliği artırmaz. Misafir apartman kapısına geldiğinde sizin daire numaranızı tuşlar ve çalma tuşuna basar. Böylece sizin dairenizde zil çalar. Eğer sizin daire numaranızı bilmiyorsa bu numarayı listeden bulmak zorundadır. Aksi halde sizin zilinize basamaz. Bu caydırıcıdır misafiriniz vaz geçip gidebilir. Yukardan üçüncü zile basmak, veya aşağıdan ikinci zile basmak şeklinde kolaylaştırılmış kısa yollar kullanılamaz.

Problem başlıyor:
Dijital cihaz kullanmaya alışkın olmayan yaşlı ve çocuklar bu aşamada kapıdan geri dönmek zorunda kalmaktadır. Size ulaşamamaktadır. Aynı problem daire içinde daha fazla mevcuttur. Yaşlı ve çocuklar, dijital cihaz tuşlamaya alışkın olmayan bireyler kapı zili çalmasına rağmen kapıdaki bireyi nasıl göreceklerini hangi tuşa basarsa kapıyı göreceğini veya hangi tuşa basarsa kapıyı açacağını karıştırmaktadır. Daire içi cihazı kullanmakta sıkıntı yaşamaktadır. Kutunun üzerinde 5 düğme bulunur. Birincisine basarsanız hoparlör açılır konuşma yapar, parmak basıp konuşulur, parmak çekince dinleme yapılır, ikincisine basarsanız kapıcıyı arar, üçüncüsüne basarsanız güvenliği arar, dördüncüsüne basarsanız apartman komşusunu arayan bir menü açılır, beşincisine basarsanız kapı açılır. Yaşlı ve çocuklar veya dijital cihaz kullanımına aşina olmayanlar bu aşamada sıkıntı yaşamaktadır.

Postacı, su, elektrik sayaç okuyucusu içeri girebilmek için uzun süre kapı önünde birilerinin apartmana girip çıkmasını beklemek zorunda kalmaktadır. Apartman sakinlerinin kapıyı açan 4 sayıdan oluşan şifresi vardır. Bu şifreyi söylediğiniz herkes apartmana kolayca girer. Kimsenin ziline basmadan apartmana girebilir.

Yayılan şifre:
Kameralı zil kurulduktan bir süre sonra apartman sakinlerinin yakınları tarafından şifre öğrenilmektedir. Her aile kendi yakınları kapıda beklemesin diye şifreyi amcasına, teyzesine, komşusuna, dayısının kızına, kebapçı çırağına, Migros veya Groseri hizmetlisine söylemektedir. (Bu, çok normaldir, engellenemez. engellenmesi talep dahi edilemez). Böylece her apartmanın kapı şifresi satıcılar ve akrabalardan başlayarak çevreye yayılmaktadır. Örneğin bir kebapçı çırağı çevredeki bütün apartmanların şifresini bilmeye başlar.

Tek daire için kameralı zil:
Bu sistemin güvenlik sorunu oluşturduğu, kullanışsız ve zor bir sistem olduğu açıkça bellidir. Herkesin bildiği sadece hırsızın bilmediğini temenni edilen bir şifre ile korunmak imkanlı değildir. Kameralı zilin önemli bir ihtiyaç olduğunu düşünenler, apartmanın ahengini ve güvenliğini bozmadan tek bir daire sahibi kendisine özel olarak bu sistemi kurabilir.