Şeker diş çürütmez

Herkes şekerin diş çürüttüğünü zannediyor. Çocukluğumuzdan beri bize şeker diş çürütür dediler. Yanlış biliyorlar. Şeker diş çürütmez. Ağızdaki bakterilerden ortaya çıkan asitler dişleri çürütür. Fakat hiç şeker yemese bile bakteriler başka besinlerden yine asit üretir ve çürütür. O halde çocuklara şekeri yasaklamak yerine diş fırçasını öğretmek gerekir.

Bakteriler ağza giren karbonhidratları Emden Mayerhof yolu üzerinden asitlere ve enerjiye dönüştürmeyi sever. Çünkü, şeker çok küçük bir karbonhidrattır ve bakteriler tarafından kolayca asitlere dönüşür. Fakat dikkat ediniz yegane karbonhidrat şeker değildir, ekmek, nişasta, meyve ve bütün unlu mamüller bir karbonhidrat deposudur. Durduk yere şekeri hedef göstermek haksızlıktır.

Sayısız insan ve hatta sayısız hekim çocuğa ve hatta erişkinlere şeker yemeyi yasaklamakta veya sınırlamaktadır. Bu konuda toplumsal bir savrulma yaşıyoruz. İçi boş hurafelerle kendimize karanlıkta işporta çözümler arıyoruz. Şeker yemeyince diş çürümez zannediyoruz. Şekeri kısıtlayınca toplum sağlığına katkıda bulunduk zannediyoruz, en azından kendimizin veya çocuğumuzun diş sağlığını korumuş olduk zannediyoruz.

Burada doğru hedef insanlara diş fırçalamayı öğretmektir. Yemekten sonra hiç beklemeden dişler fırçalanmalıdır Burada diş hekimliği öğrencileri için adım-adım diş çürümesini anlattım. Kocaman dişin nasıl un gibi toz haline geldiğini izleyiniz

PORSELEN KALINLIĞINI ÖLÇMEK

Diş kaplaması metal ve porselen tabakalarından oluşur. Biz diş hekimleri porselen kaplamaların metal tabakasını yapım aşamasında kumpas ile ölçebiliyoruz fakat bitimden sonra porselen tabakasının kalınlığını bilemiyoruz.
Bu yazıda bitmiş bir porselen kaplamanın yüzeyinde bulunan porselen tabakasının kalınlığını nasıl ölçebileceğimizi anlatacağım.

Aliekspres sitesinde bulduğum bu cihaz 5 Mhz frekansında ultra sonik dalgalar yolluyor ve metalin yüzeyine çarparak geri dönen dalgaları yakalıyor. Reflektif sinyalin dönüş gecikmesinde ortaya çıkan zaman farkına bakarak metale olan uzaklığı hesaplıyor ve ekrana veriyor.
Aynen kadın doğum doktorlarının fetusun boyunu ölçtükleri sistem kullanılıyor. Kadın doğum doktoru ultrason ile bebeğin boyunu ölçtüğü yöntem ile biz porselen tabakasının kalınlığını ölçüyoruz.

Kalınlık ölçen alet
Kalınlık ölçen cihaz ile bir diş kaplamasının porselen tabakasının
kalınlığının 0.19 mm olduğu görülüyor.

Bir porselen kaplamayı elinize almanıza da gerek yoktur. Ağızın içinde duran kaplamanın porselen kalınlığını da ölçebiliriz. Ağıza yaklaştırılır. Porselen kaplamaya temas ettirilir. Ekranda sayı belirir ve dıt sesi duyulur. Görünen sayı mikrometre cinsinden porselen tabakasının kalınlığıdır.
Plastik malzemelerin kalınlığını ölçemez fakat metal yüzeyine uygulanmış her türlü kaplanın kalınlığını ölçebiliyor. Yeter ki kalınlığını ölçmek istediğiniz tabaka bir metalin yüzeyinde bulunsun.
İmplantın titanyum metali hidroksil apatit kaplıdır. Bu cihaz ile implantların yüzeyindeki hidroksil apatit kalınlığını da ölçebiliriz.
Kullanım alanı hayal gücünüz ile sınırlıdır.



Kalınlık ölçen cihaz ile gözlük çerçevesinin üzerine yapılan ve metale
sarı rengi veren boya kalınlığının 0.17 mm olduğu görülüyor.

Diş hekimliğinde biyofizik dersleri boş geçtiği için biz diş hekimleri bu ve buna benzer cihazların diş hekimliği alanında kullanılabileceğini akıl edemeyebiliyoruz. Bu yazı ile umarım diş hekimi ve diş teknisyenlerine ulaşırım.

Halitosilin hikayesi

Ülkemizde ve hatta dünyada alkolsüz çinkolu bir ağız kokusu gargarasının bulunmayışı çok tuhaf. Bu eksiği görüp bir formül geliştirip ürettirmeyi hayal etmiştim. Bu rüyanın nasıl gerçekleştiğini kalema aldım. (Ağız ve nefes kokusu isimli eserimin birinci bölümünden aynen kopyalayarak yayınlıyorum:)

2008 yılı incelemesine göre eczanelerimizde 211 tane parasetamol içeren tablet bulunmasına rağmen yeterli kalitede ağız kokusu gargarası yoktur. Çinko içeren alkolsüz ve katkısız ağız kokusu gargara sayısı birkaç tanedir (HalitosilZn, Oderol gibi) ve eczanelerimizde yaygın olarak bulunmamaktadır.

Başta etil alkol olmak üzere alkollerin ağız kokusu (ve ağız kanserlerine eğilim) yapıyor olduğu bilinmesine rağmen, alkol içeren meşhur ve ithal gargaralar eczanelerimizde bolca satılmaktadır. Üstelik bunların kutularının üzerinde “alkolsüzdür” diye yazmasına rağmen içeriğinde (etil olmayan) alkoller bulunmaktadır. Bu alkoller ağız kokusu yapabilmektedir. Ağız kokusu hastaları bunları satın almak zorunda bırakılmakta, iyileşeceği yere kötü koku şikâyetleri daha da artmaktadır. Diş hekimleri ve diğer hekimler konudan uzak oldukları ve yeterli eğitilmedikleri sebebi ile bu alkollü gargaraları yazmakta ve hastalara önererek problemi derinleştirmektedir. Bu gargaraların üzerinde alkolsüz olduğu beyan edilip içine (etil olmayan) alkoller ilave edilmiş olması tuzak gibidir. Suikasttir.
Piyasamızda plastik dil kazıyıcılar (dil fırçası adı ile) halka satılmaktadır. Bunlar sağlığa zararlıdır ve piyasadan toplatılmalıdır. (Bkz. Bölüm 46)

HalitosilZn ağız kokusu gargarası nasıl doğdu?
Ülkemizde ağız kokusu ürünü bulunmadığını görünce, böyle bir ürünün eczanelerimizde bulunmasının şart olduğunu düşündüm. (Problemi görebiliyorsan düzeltecek olan sensin kuralı). Alkolsüz, çinkolu, tatlandırıcısız, kokusuz, sodyum kloritli ve asit borikli güzel bir koku giderici formül hazırlayıp patentini aldım.

Zorluklar başlıyor:
Gargara haline getirilmesi ve üretilmesi amacı ile çeşitli ilaç firmalarına müracaat ettim. Firmalar ülkemizde yürürlükte bulunan anlamsız ve aşılaması zor bürokrasi sebebi ile bu gargarayı üretmek istemediler. Yasaları ve bürokratik kuralları inceledim. İlaç eczacılık dairesine gargara üretimine dosya açmak için gerekli olan imkansıza yakın belgeleri ve harç paralarını duyunca firmalara hak verdim. Durumu incelediğimde o günün parası ile bir binek arabası satın almak için gerekli olan paranın yarısı kadar bir dosya ücreti ödenmesi gerektiğini üzülerek gördüm. Dosyaya konulması istenen belgeler ise üreticiye ceza olarak yeterliydi. Bu belgeleri tamamlamak yıllarca sürebilirdi. Şu anda nelerin istendiğinin listesini veremem ama ilaç üretmek için gereken şartları okuyunca şaşkınlık içinde kalmıştım. İlaç firmalarına hak verdim ve gargara üretmekten bir süre vazgeçtim. Bir devlet üretim yapmak isteyen vatandaşını neden bu kadar zora sokar acaba?

Firmalar, bu ilacı Bulgaristan veya Çekoslavakya’da merdiven altı üretip ülkeye ithal edersek daha kârlı olacağımızı söylediler. Bu yolun daha kolay, avantajlı ve sükseli olduğunu ifade ettiler. Çünkü Avrupa malıdır dediğiniz zaman özendirilerek yetiştirilmiş toplumumuza bir ilacı daha kolay kabul ettirebileceğimizi öne sürdüler. Aslında haksız değiller. Ülkemizde mevcut yasalar ve kurallar bir yandan üreteni cezalandırıyormuş, diğer yandan ithalatı cesaretlendiriliyormuş. O sıra öğrendim bunu. Düşünsenize kendi geliştirdiğim formülü bürokratik engeller sebebi ile Bulgaristan’da ürettireceğiz ve ülkemize ithal edeceğiz? Bu bana yakışmazdı.

Diğer ürünler:
O tarihlerde veya sonraki yıllarda başka Türk müteşebbisler de benimle temas edip bazı ağız kokusu ürünlerini yurt dışından satın alıp ülkemize ithal etmek istediklerini ve hatta ülke çapında dağıtıcılık (distribütörlük) yapmak istediklerini anlattılar. Bu konuda benim fikrimi sordular ve desteğimi istediler. Bir tanesi Oxyfresh diğeri CB12 idi. Kendi formülümüz dururken paramızı yurt dışına çıkmasını doğru bulmadım. Bu ürünleri desteklemeyi reddettim. Yerli çözümlerde ısrar ettim. Buna rağmen hiç gerekli olmamasına rağmen ve ülkemizin hiç ihtiyacı bulunmuyor olmasına rağmen iki gargara da ülkemize girdi. Bu iki gargaranın ağız kokusuna etkisini karşılaştırmalı inceledim ve faydalı bulmadım. Popüler markalardan Listerin’i de faydalı bulmadım. (Bkz. Bölüm 49) Avuç dolusu dövizimiz yurt dışına akıyor. Çok üzülüyorum. Bunların ağız kokusu üzerine yeterince etkin olmadıklarını bir bilim çalışması ile gösterdim ve uluslarası hakemli dergide yayınladım. (Aydın M, 2020)

O günlerde ismi Çözüm İlaç olan firmanın sahibi Sn. İlhami Kotan ile tanıştım. Benim ağız kokusu engelleyen formülümü üretmek istediğini, ilaç eczacılık dairesinin ve sağlık bakanlığının önüne çıkardığı bürokratik engelleri aşmak için efor sarfedeceğini memnuniyetle öğrendim. Fakat formül için bana ödeyecek parası olmadığını söyledi. Kendisinden formül karşılığı ücret istemedim ve bundan sonra da ücret talep etmeyeceğimi noter belgesi ile kendisine bildirim. Böylece ticari emniyet ortamı verdim kendisine.

İlk üretim:
Ben formülden veya herhangi bir şeyden ücret almayınca bu kahraman şahıs Türkiye’nin ilk ağız kokusu gargarasını PharmolZn ismi ile piyasaya sürdü. İlhami bey benim ücret istemeyişimin karşılığında ismimi gargara kutusunun üzerine basarak bana teşekkür etmiş oldu. Formülü ücretsiz teslim ettim. Yeter ki ülkemizde sayısız insan mağdur kalmasın ve paramız yurt dışına çıkmasın diye düşündüm. Üretim başladı. Rüyam gerçek oldu

Daha sonra gargaranın formülüne NaClO2 ilave ederek etkisini güçlendirdim. Bu gün HalitosilZn ismi ile eczane ve sanal marketlerde satılmaktadır. Ülkemizin en başarılı ağız kokusu gargarasıdır. Hala her eczaneye dağıtımı mümkün olmamaktadır. Çünkü Listerin, Colgate Plax gibi firmalar 5 (veya 10) tane gargara satarsa eczacıya eşantiyon bir adet gargara veriyormuş. Bu sebeple eczacıların bir kısmı (hepsi değil) HalitosilZn soran hastalara “piyasada yok size bunu verelim” diyerek kendilerine bedava ürün veren gargaraları satıyorlarmış. Bizler reçeteye HalitosilZn yazsak bile hastanın elinde başka ürün görüyoruz. Bazı eczacılar ticari sebeplerle ilaç değiştiriyorlarmış. Bu sebeple yıllardan beri HalitosilZn bulmak zor oluyor. Başka sebepler de var: Eczanelere ilaç temin eden depolar için de benzer şeyler söylenebilir. Piyasaya yeni çıkan ürünlere kolaylık sağlamıyorlar, stok ve dağıtım için ilave ücret talep ediyorlar. Bu uygulamalar Halitosil’in eczanelere yaygınca dağıtılmasına engel oluyor.

Marketlerde de durum farklı değildir. Bir süpermakete gargaranızı koymak ve rafta satmak isterseniz bir servet ödemeniz gerekir. Bu durumda ya HalitosilZn’yi iki katı fiyata satmak veya markette satmaktan vazgeçmek gerekir.

Halka duyurmak için gazeteye gargara reklamı vermek ülkemizde yasaktır. Televizyonda ise çok pahalıdır. Bu sebeple HalitosilZn halka yeterince duyurulamadı. Ama artık bir veb sitesi var

Umarım avuç dolusu döviz ile ülkemize giren az faydalı ağız kokusu ürünleri yerine Halitosil hak ettiği yeri alacaktır.

Hastadan röntgen çekmek, radyasyon vermektir.

Diş tedavisine gelen hastalardan panoramik veya diğer röntgenler mutlaka çekilmek zorunda değildir. Her hastadan muayene öncesi röntgen çekmek uzun vadeli genetik hastalıklara meydan okumaktır.

Dişin kök boyunu ve kanalın uzunluğunu ölçmek için çekilen bir röntgen. Hastaya radyasyon verilmesine gerek olmadan bu uzunluğu ölçen cihazlar vardır.

Değişik ülkelerde, değişik şehirlerde ve değişik kliniklerde diş hekimlerinin muhtelif uygulamaları vardır. Kimisi muayene bile etmeden hastaya selam bile vermeden röntgenini çeker. Kimisi ihtiyaç duyduğunda çeker.

Ne kadar masum bir şikayet olursa olsun, herhangi bir diş hastasının çene kemiğinin derinliklerinde veya ağzının uzak kesimlerinde görülmeye değer, bilinmeyi hak eden, tanı konulmayı bekleyen, belkide acil müdahale edilmesinde fayda olan herhangi asemptomatik bir patoloji bulunuyor olabilir.

Öte yandan röntgen çekmek, az veya fazla dozda radyoaktif ışınların vücuda girmesi anlamına gelir. İster RVG adı verilen radyoskop, ister periapikal veya ister panoramik olsun hepsinin mutlaka ve kesinlikle radyasyon verdiği kesindir.

Radyasyon DNA zincirini kırar ve DNA molekülünün sakatlanmasına sebep olur. Kısırlık yapabilir, kanser yapabilir, genetiğimizi bozabilir, veya hiç bir şey yapmaya dozu yetersiz kalabilir. Ancak dozu yeteri kadar biriktiğinde bunları yapacağı kesindir. Hatta hiçbir şey yapmadı zannedilse bile, radyasyonu aldıktan sonra gelecekte dölleyeceğimiz bebeğin genetiğini de etkileyebilir.

Radyasyon birikicidir. Yani bu sene aldığımız minicik bir radyasyon, 35 sene sonra alacağımız radyasyonun üstüne eklenir. Vücuda alınan radyasyon asla unutulmaz, hiç eskimez, eksilmez, kaybolmaz, mutlaka hesabımıza alacak yazılır. Her radyasyon “nasıl olsa düşük dozdur” denilerek alınır. Veya kurşun önlüğün engellemediği kadarı vücudumuza girer ve bunun faturası belkide >50 yaşında ödenir. Yaşamınızın önceki yıllarında vücutta biriken radyasyon kadar ceza kesilir. Her hastaya rutin röntgen çekiyorsak 50 yıl sonrasının toplumuna kanser, sakatlık ve genetik deformasyon tohumları serpiştiriyoruz demektir. Emin olun bu tohumların bazıları yeşerecektir. Ama biz görmeyeceğiz ve gelecek nesillerde bizim yüzümüzden zarar gören bireyleri hiç bilemeyeceğiz.

O halde, biz hekimlere bir görev düşüyor:
Çok lazım olmadıkça hiç bir hastadan röntgen istememek gerekir. Hele ki kurşun önlük ile korunsa bile gebelerden röntgen çekmek daha büyük tehdittir. Klinik muayene ile tanı konulabilecek hastalıklar için tedbir olsun diyerek, veya merak gidermek amacı ile veya alışılmış olduğu sebebi ile, veya hastayı memnun etmek veya hastaya sükse yapmak, hastanın gözünde ilgili hekim imajı çizmek amacı ile veya yasalar, kurumlar istedi diye röntgen çekmemek gerekir.

Ağız kokusu genellikle mideden gelmez

Ağız kokusu hastalarının önemli bir bölümü midelerinden koku gelme ihtimali bulunmadığı halde endoskopi oluyorlar.

Hint tıbbından başlayıp Arap yarımadasına kadar ve daha sonra Ortaçağ Avrupasına kadar tıp tarihi yazıtlarında mideden ağız kokusu gelebileceği öne sürülmüştür. Ancak günümüz çağdaş tıp biliminde bunu söylemek için elimizde yeterli delil yoktur. Wu’nun bir kaç yayınında dispepsi ve ağız florası arasında ilişki iddia edilmiş olsa bile veya antral gastrit ile mide öz suyu kromatografisi arasında koku şüpheli bir ilişki tarif edilmiş olsa bile, midesi tedavi edilip ağız kokusu iyileşen hiç kimse rapor edilmemiştir.

Bir çok ağız kokusu hastası gereksiz yere mide ve bağırsak sisteminden Midenin kokabilmesi için ağır bir hastalığın şiddetli bir şekilde vücudu sarmış olması gerekir. Örneğin mide kanseri, geçirilmiş ağır mide ameliyatları, kanlı kusmalar, durdurulamayan ishal, kanlı dışkılama, şiddetli karın ağrıları ile seyreden ağır hastalıklar, yoğun bakımda yatalak olan hastalar vesaire. Ancak bu kişilerin mide kaynaklı (Tip 3) ağız kokuları bulunabilir. Bu hastalar ise bize ağız kokusu için gelmezler.

Bu sebeple sedye ile getirilmediyse, kendisi ayakları üzerinde durarak ve yürüyerek gelen bir ağız kokusu hastamızda mide problemi aramamıza gerek yoktur.
.
Bazı agiz kokusu veya nefes kokusu hastalarımın elinde bir hatta bazen bir kaç endoskopi raporu görüyorum. Buna hiç gerek yoktur. Umut, para, mesai kaybına sebep olmaktadır. Midenin ağız kokusuna sebep olmadığı gösterilmiştir. (Winkel E, 2012)

Ortaçağ tıbbının eksik bilgisi ve yetersiz uygulamalarının bu güne uzantısı olarak midenin koktuğunu zannetmek maalesef günümüz dünyasında yer bulmaktadır. Ağız kokusunu tedavi edemeyen her kurum hastanın midesinden endoskopi istemekte, gereksiz para ve umut kaybına sebep olmaktadır. Hele ki, ağız kokusunu ölçüp mide bağırsak sistemini işaret eden tanı koymak oldukça isabetsizdir.

Bu konuda Helicobacter pylori isimli bakteri hedef yatası olmuştur. Mideye yerleşip gastrite sebep olabilen bu bakterinin nefeste nitrat emisyonu yaptığı doğrudur ancak bu miktar kokusunu alabileceğimiz seviyelerin çok altındadır.

Bana gelen hastaların şikayetlerini dinleyip ölçümler yaptığımda ve ellerinde daha önce yaptırmış oldukları tetkikleri incelediğimde görüyorum ki insanlar gereksiz yere sancılı tetkikler yaptırmış oluyorlar. Üzülüyorum
.
Bu sebeple ulaşabildiğim insanları uyarmak istedim.

Ağız kokusu varsa önce dilinizi temizleyin.

Ağız kokusu hakkında herşey buradadır.

Dil kaplaması ağız kokusu yapar

Bu dünyada rastlanan ağız kokularının %80 den fazlası ve hatta belkide %90 dan fazlası dil sırtındaki kirlilikten meydana gelir. Bu krililiğe dil kaplaması denir. Dil kaplaması bilenen en kuvvetli ağız kokusu sebebidir.

Dil kaplaması, ölü bakteriler, ölü epitel hücreleri, yemek artıkları, salya proteinleri, canlı bakteri kolonilerinden meydana gelir. Dil fırçalandığında temizlenir ve ağız kokusu kaybolur.

Oruç, nefes kokusu yapar

Nefes kokusu sadece ağız kokusunu artırmakla kalmaz, aynı zamanda bireyde yoğun bir nefes kokusuna da sebep olur. Yani oruç ve açlık durumu sadece tip 1 değil aynı zamanda tip 4 ağız kokusu için de yeterli bir sebeptir. Açlıkta beslenme sıkıntısı çeken bakteriler salyamızda bulunan proteinleri sindirip kokulu gazlara dönüştürürken, organizmamızda da benzer metabolik değişimler gerçekleşir. Organizmamızdaki azalan enerji sebebi ile yedek enerji depoları devreye girerek beta hidroksi butirat başta olmak üzere bazı kokulu maddelerin nefes geçtiği görülür. Bu sebeple oruçlunun ağız kokusu engellenemez.

20 yaş dişlerinden ağız kokusu meydana gelebilmesi için dişin bir kısmının dışarı çıkmış diğer kısmının henüz çıkamamış olması gerekir. Bir yirmi yaş dişi tamamen gömülü ise veya tamamen ağza çıkmış ise ağız kokusu yapmaz.

Psikolojik ağız kokuları herkeste olabilir. Özellikle uzun süre ağız kokusundan yakınan bireylerde mevcut ağız kokusunun üzerine biner.